Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi
  • Kitap başlığı:
 Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi
  • Yazar:
Şeyh Seyfuddin El Muvahhid
  • Kitap Sayısı
907
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi– Kitap örneği

ÖNSÖZ – KURAN VE SÜNNETTEN DELİLLERLE HANEFİ FIKHI

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla…

Alemlerin yaratıcısı, din gününün sahibi, ibadete sadece kendisinin lâyık olduğu yüce Rabbimize, şanına lâyık kelimelerle hamd ederim. Salât ve selâmın en güzeli, getirdiği inanç ve şeriat ile insanları – Allahın izniyle- hem itikatta hem de amelde, karanlıklardan aydınlığa çıkaran son Nebf Muhammed (s.a.s)in üzerine olsun. Allahın, pisliklerden arındırdığı Ehl- i Beyte ve İslâmın Âsr-ı Saadetteki muazzez savunucuları olan sahabelere de selâm ederim.

Allah Azze ve Celle, cinleri ve insanları ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattı. İrade sahibi tüm mahlukâtın yaşam gayesi ve hedefi olan ibadet vakıası, Allahtan başka ibadet edilenlerin reddi ve yegâne mâbud olarak Allahın kabulü ile başlar.

İbadetin ikinci basamağı, sadece Allaha yönelmiş muvahhid kula, Rabbi tarafından bir takım sorumlulukların yüklenmesidir. Bu sorumluluklar kulun sadece Allaha yapmaya ahid verdiği, ibadetlerdir. Allah (c.c) kuluna yüklediği gerek ameli gerek kavli gerekse niyete dayalı bu ibadetlerin kabulü için bazı şartlar bildirmiştir.

İbadetlerin kabulü iki şartın gerçekleşmesine bağlıdır. Allah için yapılması ve Allahın istediği şekilde amel edilmesi. İbadetlerin Allah rızası için yapılması şartı “ihlas” hususunu gündeme getirir. Şeri sınırlar dahilinde nefis terbiyesini gerçekleştiren ve nefsinin kontrolünü eline alabilen kişi için “ihlâs” hususu dolayısıyla ibadetlerde Allahın rızasını gözetme şartı sorun olmaktan çıkacaktır.

Asıl dikkât ve çalışmayı gerektiren husus “ibadetlerin, Allahın razı olduğu şekilde yapılması” şartıdır. Allah Azze ve Celle kullarına, bu şartı tahakkuk ettirebilmeleri için tek bir yol göstermiştir: Ameller hususunda Kurana ve sünnete teslimiyet ve her ibadeti Kurandan ve sünnetten almak, yapılan her hareketi, söylenen her sözü Kur an ve sünnetten destekleyebilmek…

Bu husus ile birlikte dinin delilleriyle bilinmesi gündeme gelmekte. İbadetlerin kabulünü ve hakkıyla Muhammed (s.a.s)e indirilen şeriate teslim olmayı isteyen kişi yaptığı amellerin kitabdan ve sünnetten aslini araştırarak buna uygun amel etmek, dolayısıyla bidat, hurafe, körü körüne taklid gibi müslümana asla yakışmayan düşünce, söz ve hareketlerden sakınmak zorundadır.

Bunu hakkıyla gerçekleştirmeyen kişinin küfür ve şirk bataklığına düşmesi her an için ihtimal dahilindedir. Nitekim, tarihe dönüp şöyle bir baktığımızda bu husustaki hataların birçok kimsenin doğru yoldan sapmasına, hakikatten uzaklaşmasına hatta küfür ve şirkine sebep olduğunu görürüz.

Bunun en somut örneği cahil insanların mezhepler konusundaki tutumları olmuştur. Önceleri, Allah (c.c)nün: “Bilmiyorsanız, zikir (İlim) ehline sorun” [01]Nahl: 43 kavline t uygun ve tamamen şeri sınırlar dahilinde seyreden âlimlere bağlılık, zaman geçtikçe cahil insanlar tarafından yanlış anlaşılmış ve âlimlerin fikirleri, içtihadleri mutlak doğrular olarak kabul edilmiş ve insanların sözlerini Kurana ve sünnete göre değerlendirdikten sonra kabul veya reddetme gerçeğinden tamamen uzaklaşılmıştı… Buradaki suç elbette mümtaz islâm âlimlerinin değildi.

 Zira, onlar Kuran  ve sünnetten hareketle amel ederler, bunlara göre hayatlarını düzenlerler, bu hakikatlare razı olup, insanları ancak Kuran ve sünnete teslim olmaya ve her “hususta yegâne değer ölçüsü olarak ilâhi vahyi kabul etmeye çağırırlardı, imam Mâlik (r.a) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı görüşte olup olmadığı sorulduğunda: “Rasulün buyruğuna aykırı hareket edenler, başlarına bir belânın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sakınsınlar.” [02]Nûr:6.3 âyetini okuması; İmam Safi (r.a)in: “Siz benim kitabımda, Rasulullahın sünnetine muhalif birşey bulursanız, Rasulullahın sünnetini alınız, benim söylediğimi bırakınız” ve İmam Ebu Hanife (r.a)in: “Benim sözümü, deliliyle birlikte olmaksızın nakletmeyin” demesi hep, o mümtaz şahsiyetlerin bu husustaki hassa- siyetlerini gösteriyor.

 Evet, mutlak doğru olan şey ancak Allah ve Rasulünün bildirdikleridir. Bunların dışında kalan fikir ve içtihadlar da Kitaba ve sünnete uygunluk gösterdiği nispette doğrudur. Bu sebeple her müslümanın ibadetlerini, amellerini ancak bu ilâhi kaynaklara göre düzenlemesi şarttır.

Lâkin; bu gerçek, islâm âlimlerinin söz ve içtihadlerini bir kenara atmak, derinlemesine araştırma yapmadan, konuya heryönüyle vakıf olmadan sadece bir âyetten ya da bir hadisten hüküm çıkartarak “müçtehid” kesilmek manasına asla gelmez.

Zira görüş ve fikirlerini ancak ellerindeki ilâhi kaynaklı delillere dayandırarak ve büyük bir hassasiyetle ortaya koyan, her hususta kılı kırk yararak araştırma yapan saygıdeğer islâm âlimlerinin görüşlerine itibar etmemek büyük bir haksızlık ve eksiklik; bu yanlış düşüncede daha da ileri gidip onlara hakaret etmek, küçümsemek ise büyük bir gaflet ve cehalettir.

 Şüphesiz o kimseler de insandı ve hatadan ve yanılmadan masum değillerdi. Bu sebeple onların görüşlerine itibar edip, saygı göstermek ne kadar gerekli ise görüşlerini kabullenirken Kur’an”a ve sünnete göre değerlendirmek ve getirdikleri delilleri asla gözardı etmemek te en az o kadar önemli ve gereklidir.

Bu kitabtaki araştırmanın gayesi, işte bu hakikâtin pratik olarak uygulanmasına vesile olmak ve İmam Ebu Hanife gibi, -Allah kendisinden razı olsun ve cihadının karşılığını kat kat versin- seçkin bir islâm âliminin görüşlerini- delilleriyle-ortaya koymak, körü körüne itaat gibi müslümana yakışmayan davranışların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak ve saygıdeğer İmam’ in: “Benim görüşlerimi delilleriyle « aktarınız” vasiyetine uymaktır.

Allah nasip ederse, bu araştırma, diğer mezheb imamlarını da (Allah onlardan razı olsun) içine alacak şekilde devam edecektir. Tevfik İMANIN ŞARTLARI

ALLAHA İMAN: – Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi

Allah vardır ve kemâl sıfatlara sahibtir. Onun varlığı ve sıfatları hiçbir mahluğunkine benzemez. O, tekdir, fakat bu teklik sayı yönüyle değil; eşi, ortağı, dengi, benzeri olmaması yönüyle tekliktir.

Onun tekliği sıfatlarındaki, uluhiyyetindeki ve rububiyye-lindeki tekliktir. Yâni tüm mahlukâtın yegâne  yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, terbiye edicisi “O” olduğu gibi, yarattıkları üzerinde tasarruf hakkına sahib olan, onların yaşamlarını düzenleyici emir ve yasakları bildiren yegâne teşri (kanun koyma) mercii, göklerde ve yerde kanunlarına tâbi olunup, hükmüne teslimiyet gösterilmeye lâyık yegâne varlık, yine Odur. İbâdet ve itaat yalnız Onun hakkıdır.

Bunun aksi bir hâl, yâni Rabbi Zü-1 Celalin uluhiyyeti ve rububiyyeti ile ilgili herhangi bir sıfatının, herhangi bir mahluğa verilmesi ya da yalnız Onun hakkı olan ibadet ve itaatin yaratılmışlardan birisine yapılması, Allaha imanı geçersiz kılan ve sahibine müşrik sıfatını kazandıran amellerdir.

Yegâne rızık verici Allah olmasına rağmen, bir yaratılmıştan rızık beklemek; herşeyi hakkıyla bilen ve gören “O” olmasına rağmen, bu sıfatları bir yaratığa vermek, yegâne kanun koyma hakkı Ona ait olmasına rağmen kişi ya da kişilerce vaazedilmiş beşeri kanunları kabul etmek; adaleti sadece Allahtan ve Onun âdil yasalarından beklemenin gerekliliğine rağmen, özü zulme ve beşeri ihtiraslara dayalı sistemlere muhakeme olmak ya da bunu istemek ve böylelikle Allahın reddettiği zâlimlerden adalet bek- lemek Allaha imanı bozucu amellere bazı örneklerdir.

Allaha iman ancak bu tür şirklerden uzak olarak yerine getirilen imandır. Yoksa, Allahın varlığına inanıldığı halde, yalnız Onun hakkı «lan ibadet, itaat ve teşri (kanun koyma)nin şu veya bu şekilde, şu veya bu yaratığa verilmesine, uluhiyy etinde ve rububiyyetinde Allaha şu veya bu şekilde ortak koşulmasına elbette “Allaha iman” denemez.

MELEKLERE İMAN:

Melekler nurdan yaratılmış ve kendilerinde erkeklik ya da dişilik gibi herhangi bir cinsiyet bulunmayan, isyan ve günahtan uzak olarak her an Rabbi Zü-1 Celâle ibadet ve itaat eden kullardır. Meleklerin varlığı duyu organlarıyla algılanamayan gaybi gerçeklerden olduğu için bunlara iman ancak Kuranda ve sünnette bildirildiği şekliyle olmalıdır. Herbiri ayrı bir işlevi yerine getiren ve İslâmın bildirdiği bir gerçeği ifâde eden meleklere sahih yolla adı bildirilenlere adı ile, diğerlerine de toplu olarak iman mutlaka gerekmektedir.

KİTAPLARA İMAN:

Allah (c.c),insanların tevhid inancından uzaklaşıp, Ona şirk koşmaya başladığı dönemlerde gönderdiği bazı rasullere; tevhide çağıran, insanlara Rablerini anlatan ve onların hayatlarını düzenleyici hükümler kapsayan kitablar ve sahifeler indirmiştir.

Bu kitab ve sahifeler, Allah katından rasullere bildirilen vahyi içermektedir. Bunların herbiri sadece gönderildiği kavim için geçerli olmasına rağmen en son olarak indirilen ve en mükemmel şeriati içeren semavi kitab, Kuran, böyle değildir.

O nun vaazettiği hükümler, kanunlar ve yasalar kıyamete kadar herçağ ve heryerde insanların hayat pratiğini şekillendirmesi gereken yegâne ilâhi sistemdir. Kuran dan önce indirilmiş olan kitablar ise, şahsi ve maddi ihtirasları ile hareket eden din düşmanı din adamlarınca (….) tahrif edildiği ve içine insan sözü karıştırılarak, ilâhi hakikatler, beşeri fikir, düşünce ve yalanlarla, değiştirildiğinden günümüze, Allah katından indirildiği andaki saflığı ile ulaşmamış ve Rabb-i Zü-1 Celâlin bizzat koruması altındaki Kuran, bu tahrif edil-niş kitabların batıllığını isbât ederek, yürürlükten kalkmıştır. Buna rağmen, günümüzde muharref haldeki:

Zebur, Tevrat ve İncil gibi Kuranda ve hadislerde adı bildirilenlere ismiyle, bildirilmeyenlere ise genel olarak imanı -ki bu iman tahrif edilmeden önceki hallerinin Allah katından indirilmiş olduğuna imandır- evet, bu imanı Kuran, İslâm inancının bir gereği saymıştır.

PEYGAMBERLERE  İMAN:

Tevhidi unutup, “sadece Allaha ibadet” inancından uzaklaşarak, dna ibadet ve itaatte şirk koşmaya başladıklarında insanları uyarmak, sahte ilâh ve tağutlan reddedip sadece Rabb-i Zül Celâle yönelmeye davet et mek, Allahın dini olan Lailahe illallah davasını yüklenmek ve bu hakikati -Allahın izniyle- insanların akıllarına, kalblerine ve sosyal yaşantılarına nakşet mek, bu davaya nananları müjdelemek, kâfirleri ise korkutmak üzere Allah tarafından görevlendirilen ve yine Onun katından desteklenen Allahın seçkin kulları, tevhid bayrağının seçkin taşıyıcıları ve tevhid davasının seçkin önderleridir, rasuller.

Onların görevi risâlettir. Yâni, Rabbden gelen hakikâtleri, aynen ve zamanında insanlara ulaştırmak. Çağı ve yeri ne olursa olsun her rasulün getirdiği ortak davet ise “Lailahe illallah ve o seçkin şahsiyetlerin ortak ismi “müslüman”dır. Nuh, İb rahim, İsâ, Musa, Yusuf, Lût, Hûd, Dâvud, Muhammed ve adı kitapta ve hadiste zikredilen veya zikredilmeyen bütün rasûl ve nebiler müslüman idi ve tâbi oldukları dâva, Lailahe illallah davası, yâni;

teşri (kanun koy ma), insan  hayatını yönlendirici emir ve yasaklar bildirme, ibadet ve itaat edilme hakkını sadece Allaha verme, Ondan başka bu haklara sahib olduğunu iddia eden sahte ilâh ve tağutlan reddetmektir.

  İşte bu dava yı yüklenmiş olan ve sahih yolla ismi bildirilen peygamberlere ismiyle, ismi bildirilmeyenlere de genel olarak inanç, imanın önemli bir şartıdır.

Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi, Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi, Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi, Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi

AHİRET GÜNÜNE  İMAN:

Ölümden sonra berzah (kıyamete kadar olan zaman ve bu sürede olan olaylar) hesap, mizan, cennet, cehennem, kabirde azab veya mükâfat, amellerine karşılık azab ya da mükâfat göreceklerin acı veya lezzeti beden ve ruhları ile duyacaklarına ve tüm bunların temelini oluşturan öldükten sonra dirilmeye imandır.

KADERE  İMAN:

Kadere imanın Allah katında geçerli olabilmesi için şu dört şeye seksiz şüphesiz iman etmek gerekir:

Birincisi: Allahın ezelî ve kadim ilmine iman etmektir. Allahu Teâlâ ezeli ve kadim ilmiyle ne olacağını bildi. Ve bu ezelf ilmiyle bildiği şeyleri yazdı.

İkincisi: Allahın, olmasını dilediği şeyin mutlaka olacağına, olmamasını dilediği şeyin mutlaka olmayacağına, gökte ve yerde meydana gelen bütün hareketlerin ve sessizliklerin Allahın izniyle olduğuna iman etmek.

Üçüncüsü: Allahu Teâlâmn bütün mahlukatı yarattığına ve kainatin içindeki herşeyin Allahın yaratmasıyla ve takdiriyle meydana geldiğine iman etmek. “

Dördüncüsü: Kendisine isabet eden şerrin kendisinden başkasına isabet edebileceği haİde kendisine isabet ettiğini zannetmemek. Veya kendisine isabet eden hayrın bir tesadüf sonucu kendisine isabet ettiğine inanmamak.

ŞERI   HÜKÜMLER

Şeri hükümler sırasıyla; farz, vacib, sünnet, miis tehap, mubah, haram, mekruh, müfsid olmak üzere seki: kısımdır.

SERİ  HÜKÜMLERİN DELİLLERİ:

  1. Sabitliği ve ifade ettiği mana kesindir. Bask bir şekilde yorumlanamayan Kuran âyetleri ve mütevati sahih hadisi şerifler gibi.
  2. Sabit oluşu kesin, ifade ettiği şey zannidir Birkaç şekilde yorumlanabilen âyet ve hadisi şerifler gi bi.
  3. Sabit oluşu zanni, ifade ettiği şey kesindir. İfadesi açık olan ahbarı ahad hadisleri gibi.
  4. 4 – Sabitliği ve ifade ettiği şey zanni olanıdır. Bi kaç anlama gelebilen ahbarı

ahad hadisleri gibi. Bunların birincisi kesin olup bununla farz ve haraı sabit olur. İkincisi ve üçüncüsü zanni ifade edici oldu ğu için bununla vacib ve kerahat sabit olur. Dördüncü süyle de sünnet, müstehap ve tenzihen kerahat sabi olur.

FARZ

….

Kuran Ve Sunnetten Delillerle Hanefi Fikhi” kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites

References / Footnotes

01Nahl: 43
02Nûr:6.3