MEBSUT 1000 Yılın İslam Fıkhı Temel Eseri Deliller ve Hükümler Serahsi Şemsü’l-eimme Ebu Sehl Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed

MEBSUT
  • Kitap başlığı:
 Mebsut
  • Yazar:
Mustafa Cevat Akşit, Serahsi
  • Kitap Sayısı
10486
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
indir
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

MEBSUT – Kitap örneği

ÖNSÖZ – MEBSUT

Ülkemizde özellikle görsel yayıncılığın ön plana çıkmasından sonra, dini konulara ilişkin her türlü görüş halkımıza ulaşmaktadır. Halk içinde ve çeşitli toplantılarda bu görüşlerin tartışmalara konu edildiği görülmektedir.

Bu durum; dini konuların canlılığına, araştırılmasına, bilgilerin tazelenmesine neden olması açısından yararlı görülebilir. Ancak bazı çevrelerin, çeşitli nedenlerle halkımızın temiz dini duygularını bulandırdığı da bir gerçek olarak ortadadır.

Birçok vatandaşımızın, akla ve mantığa uygun gösterilerek sunulan bu görüşleri, öteden beri sahip olduğu görüşlerle bağdaştıramadığı için rahatsız olduğu, işin aslını öğrenmek istediği bilinmektedir. Ayrıca günümüz insanının, sorgulayıcı bir mantıkla; “Allah (c.c.), Kur’an-ı Kerim, Kıblemiz ve Peygamberimiz bir olduğuna göre, İslam’da neden çok mezhep var?… “, gibi sorularıyla karşılaşılmaktadır. Bu konulara açıklık getirilmesi ve halkımızın bu alandaki bilgi ihtiyacının giderilmesi gerekli olmuştur.

Türkler, lslam Dini ile VII. yüzyılın sonunda karşılaştılar. 926 yılında Karahanlılar devrinde, içtenlikle ve kendi istekleriyle kitleler halinde lslam’a girdiler. itikat itibariyle, aşırılıklardan uzak bir yol olan Ehl-i Sünnet ve’I-Cemaat görüşünü; pratik, gerçekçi ve toleranslı olması nedeniyle de Hanefi Mezhebi’ni benimsediler. İslam, kısa zamanda milli bünyeye tamamen uygun bir din durumuna geldi. Devlet ve millet olarak Ehl-i Sünnet’in usanmak bilmez savunucusu oldular. Kısa zamanda aralarından Ehl-i Sünnet görüşlü büyük tefsir, hadis ve fıkıh alimleri ve tasavvuf erbabı yetişti.

Türkler müslüman olduğu zaman İslam Alemi ve özellikle Ehl-i Sünnet kesimi, kritik bir durumdaydı. İslam Dünyasının yapısı, Ehl-i Sünnet ve’I-Cemaat hukuku ve kabulleri üzerine kurulmuşken, bu yapıyı değiştirme ve bu kabullerden uzaklaştırma gayretleri vardı. Bunlar İslam dünyasının altını üstüne getirecekti.

Tuğrul Beğ (1040-1063), Alparslan (1063-1072) ve Sultan Melikşah (1072-1092) zamanında Ehl-i Sünnet otoritesi pekiştirilmiştir. Fakat bununla birlikte Türklerde mezhep bağnazlığı yoktur. Melikşah, Şafii mezhebine mensup bulunan veziri Nizamü’I-Mülk’e ülkenin dört bir yanında “Nizamiye Medreseleri” adıyla anılacak olan öğrenim kurumlarını kurma görevini vermiş, bu sayede fikirler bilimsel yollarla savunulur olmuş, düşünce özgürlüğü sağlanmış ve mezhep kavgaları önlenmiştir.

el-Mebsut’un meydana gelişi şu seyri izlemiştir. Hanefi mezhebinin kurucusu imam Azam Ebu HanTfe Numan b. Sabit’in (m 699-767), ders halkalarındaki açıklamaları, verdiği fetvalar ve yaptığı ictihatlar seçkin öğrencisi imam Muhammed eş-ŞeybanT (m. 749-804) tarafından yazıya geçiriliyordu. Daha sonra bu notlar yine imam Muhammed tarafından Kitabü’I-Mebsut (Kitabü’I-Asl), el­ Camiu’s-sağir, el-Camiu’l-kebir, es-Siyeru’s-sağir, es-Siyeru’l-kebir, ez-Ziyadat, Ziyadatü’z-ziyadat adlarıyla kitap haline getirildi. Tevatür derecesinde nakledilen bu kitaplar zahiru’r-rivaye diye bilinmektedir. Onun bu eserlerinin çok geniş ve hacimli oluşu daha az okunmasına yol açmış, bunun üzerine Hakim eş-ŞehTd el­ MervezT (m 945), bunları özetleyerek el-Kafi’yi (el-Muhtasar) kaleme almıştır. imam SerahsT, bu eserin de çok kısa oluşu nedeniyle anlaşılamadığından okunmadığını fark ederek el-Mebs0t’u yazdırmıştır.

Kitabu’I-Mebsut, güvenilir görüşlere bağlı kalınarak el-Kafi üzerine yapılmış bir şerhtir. es-SerahsT, “talebeyi bıktırmayacak ölçüde”, “sağlam ve sünnete dayanan açıklamalarla” eserini meydana getirmiştir. Ancak el-Mebsut, sadece el­ Kafi’nin şerhi değildir . Yazar (rh a )’ın yaptığı açıklamalar, sanki bizzat imam Muhammed eş-Şeybani (rh a )’nin eserlerine şerh yaptığını göstermektedir.

el-Mebsut, lslam Hukukunda, yer verdiği bütün görüşler hakkında tarafsız ve sistemli bir analiz yapan ilk eserdir. Müctehitlerin görüşlerini, dayandırdıkları delillerin senetlerini ve bunlardan hüküm çıkarırken kullandıkları mantığı, karşı görüş sahiplerinin fikirlerine de yer vererek bir arada gösterir. Hanefi mezhebinde genellikle Ebu Hanife (rh.a )’nin görüşlerinin mantığını ve dayandığı delilleri ortaya koyarsa da, bazı meselelerde kendi görüşlerine yer verdiği de görülmektedir.

Yazar, konuları klasik sıralamaya göre ele alır. Bir konuyu işlerken farklı meselelerle ilgi kurarak konuya ilişkin çok değerli prensiplerden de söz eder. Her konunun sonunda o konuyla ilgili problemlerin çözümünde kullanılan genel prensipleri ve bunları kullanarak varılan sonuçları gösterir. Adeta konunun felsefesini yapar.

Neden mezhepler var? sorusunun cevabı, eserdeki açıklamalarda yer almaktadır. Ayrıca Ehl-i Sünnet âlimlerinin bilimsel açıklamaları ve Serahsi’nin kişisel görüşleri sayesinde, günümüzde ortaya atılan ilginç fikirlerin durumu, sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmektedir.

Türkler Müslüman olduklarından bu yana, büyük çoğunlukla Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancına sahiptirler. Hayatlarında Hanefî fıkıh mezhebine uymuşlardır. Osmanlılar devrinde de aynı görüş resmen benimsenmiştir. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında resmî makamlarca yayımlattırılan Hak Dini Kur’ân Dili tefsiri ile Tecrîd-i Sarih Tercemesi eserleri aynı inanc doğrultusunda yazılmış eserlerdir.

Böylece Anadolu insanı, çağlar boyu aynı çizgide devam etmiştir. Aydın kesim, çeşitli eğilimler ve çalkantılardan etkilenseler de, halkımız bunların dışında kalabilmiştir. Bu kararlılık, inanç ve pratikte birliktelik kaynaşmış mütacanis bir toplum olmamızda önemli faktör olarak huzur ve bekamız açısından hayati derecede yararlı olmuştur.

Biz; çeşitli çevrelerde karşılaşılan sorulara cevap oluşturması, halkımızın her türlü görüşe karşı bilgilendirilmesi, Türk milletinin Islamiyet’i kabul edişinden bu yana sahip olduğu, devlet ve millet olarak savuna geldiği, aşırılıklardan uzak Ehl-i Sünnet görüşünün her yönüyle anlaşılmasına katkıda bulunması amacıyla, ElMebşut’un Türkçeye kazandırılmasının yararlı olacağına inandık. Eseri halkımızın bilgisine ve değerlendirmesine sunuyoruz.

Eserin tercümesine 1999 yılında karar verildi. Kararımızı tercümanlara duyurduk. Çalışmaya katılmak isteyen otuz sekiz kişiden onsekizi seçildi. Islam Hukukunun temel kaynaklarından biri konumundaki bir eseri tercüme etmekte olduğumuzun bilinci içinde, yüklendiğimiz sorumluluğun ağırlığını düşünerek, titizlikle seçilen her iki tercüman için bir de yanlışları düzeltecek profesör belirledik. Çevirmenlerin profesörlerce yapılan düzeltmelere karşı çıkma haklarının olduğunu açıkladık. Böyle durumlarda tarafları vakfımızda buluşturup tartışmalarını sağladık.

Tercümede uyulacak esaslar, ortak bir toplantıda belirlendi. el-Mebsut’un Beyrut, Dâru’l-Ma’rife baskısı esas alındı. Aynı zamanda Istanbul kütüphanelerindeki yazma nüshalardan en uygun görülenin örneği vakfımızca sağlandı. Gerektiğinde tercüman veya düzelticilere gönderildi.

Tercümeye esas alınan metinde herhangi bir eksiklik veya yanlışlık olup olmadığı, yazma nüshalarla karşılaştırıldı. Eksik yerlere rastlandıkça, yazmasından tercüme edilerek yerine konuldu. Büyük bir yekün tutan bu eksiklikler bir makale halinde tarafımızdan yayımlandı.

Müctehitlerin görüşlerini dayandırdıkları âyetlerin mealleri, tek metinden yararlanılarak yapıldı. Ayet meallerinin hemen yanında parantez içinde sûre adı ve âyet numarası yazıldı. Hadislerin kaynakları ise bilimsel yöntemlerle dipnotlarda gösterildi.

Yazara saygı düşüncesiyle tercüme metninin arasına, onun koymadığı bir başlık konulmadı. Ancak konular kolayca anlaşılsın ve bulunabilsin diye, çeviri metni paragraflara ayrıldı. Paragrafın yanına, sayfa kenarında yan başlıklar konuldu. Metnin sağlıklı çevirisinin yapılıp yapılmadığını kontrol etmek isteyenler için, Arapça metnin cilt ve sayfa numarası belirtildi.

Bazı kelimelerin tercümesi yanina, parantez içinde Arapça asli da yazıldı. Teknik terimlerin kısa anlamları, parantez içinde gösterildi. Ayrıntılı açıklamalara ihtiyaç duyulduğunda ise dipnotlarda bilgi verildi.

Çevirmenin yaptığı ve kontrol edilen metin; Arapça aslıyla, gerektiğinde yazma nüshasına da bakılarak, satır satır, hatta kelime kelime karşılaştırılmak sûretiyle, yorucu, zahmetli ve uzun bir çalışmayla bir kez daha tarafımdan baştan sona gözden geçirildi. Yan başlıklar ve paragraflar gerektiğinde yeniden düzenlendi. Ifade birliğinin sağlanmasına, olabildiğince sade dil kullanılmasına ve kısa cümleler kurulmasına özen gösterildi. Eksik veya yanlış çeviri varsa tamamlandı, düzeltildi. Bazen sadece bir kelime için yurt dışında karşılaştığımız Islam âlimleriyle de görüş alış-verişinde bulunuldu.

Gözden geçirdiğimiz t. Cilt, meslek dışı deneyimli ilim adamlarına, memur ve esnaftan bazı kişilere de okutuldu. Metnin anlaşılıp anlaşılmadığı test edildi.

Bu son metin, master ve doktora öğrencileri tarafından bilgisayara geçirilirken iki kez daha kontrol edildi. Gözden kaçan yerler tesbit edildiğinde yeniden bir araya gelindi. Birinci cild son şeklini aldıktan sonra düzelticilere ve bazı basım uzmanlarına dağıtıldı. Onlarla toplanılarak eser üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Diğer ciltlerin buna göre hazırlanmasına karar verildi.

Kısaca Islam Hukukunun temel kaynaklarından biri olan el-Mebsut’u Türkçeye çevirirken, yanlış yapmamak için, elimizden gelen gayreti gösterdik. Ancak insan olarak yanlış yapabileceğimizi de kabul ediyoruz. İyi niyetli okurlarımızın bize ulaştıracakları düzeltmeleri memnuniyetle karşılayarak gereğini yapacağımızı, gösterecekleri ilgi için kendilerine şükran borçlu olacağımızı burada açıkça belirtiriz.

Eserin gün yüzüne çıkması için bize cesaret veren, hiç bir maddi ve manevi fedakârlıktan çekinmeyen herkesin, Allah’ın rızasına ermelerini niyaz ediyoruz.

SATIM AKDİNDE AYIPLAR

Satıcı, satış sırasında, alıcıya sattığı maldaki her türlü ayiptan (kusurdan) beraatı (sorumlu olmamasını) koşul koysa, ayıpların neler olduğunu söylemese de biz Hanefîlere göre câizdir.

Şâfiî (rh.a.)’ye göre bilinmeyen ayıplardan sorumlu olmama koşulu geçersizdir. Ancak ayıbın hayvanın içinde olması durumunda Şâfiî (rh.a.’den iki görüş nakledilmiştir.

Her türlü ayıptan sorumlu tutulmamak koşuluyla yapılan satım konusunda da ondan iki görüş rivayet edilmiştir. Bir rivayete göre satım akdi fâsiddir. Diğer rivayete göre ise akit geçerli, koşul geçersizdir. Şâfiî (rh.a.) bu görüşünde, Peygamber (s.a.v.)’in, içerisinde belirsizlik (garar) bulunan satışı yasaklayan hadisine dayanır.

Bilinmeyen ayıplardan sorumlu olmamayı koşul koymak da, içinde belirsizlik bulunan bir satıştır. Çünkü satım konusunun hangi nitelikte olduğu belli değildir. Öte yandan, böyle bir satış, akdin gereğine engeldir. Çünkü bedelli akitlerin gereği, satım konusunun kusurlu olmamasıdır. Böyle bir koşul ise, buna engeldir.

Bu koşul, mülkiyeti engelleyen koşula benzer. Ayrıca içinde böyle bir koşul bulunan satışta satıcı, bilinmeyen bir malın teslimini yüklenmektedir. Çünkü o, mali, kendisinde satışın gerçekleştiği nitelikte teslim etmeyi yüklenmiştir.

 Bu ise, akdin taraflarınca belli değildir. Bilinmeyen bir malın teslimini yüklenmek, çuvaldaki herhangi bir kumaşın veya sürüdeki herhangi bir koyunun satımında olduğu gibi, geçerli değildir. Ayıbın belli edilmesi veya koşul konulmaksızın alıcının, saticiyi maldaki ayıplardan doğrudan sorumlu tutmaması (ibrâ etmesi) ise böyle değildir.

Çünkü ayıp belirtildikten sonra akitle teslimi yüklenilen mal belli olmuştur. Ancak, hayvandaki yaranın tekrarlaması gibi ayıbın belirtilmesi mümkün olmayan veya ayıbın hayvanın içinde olması gibi, belirtilmesinde zorluk olan durumlarda, zorluktan dolayı ona itibar edilmez.

Sorumlu olmamanın geçerli olması için, ayıbın belirlenmesi ile belirlenmemesi arasında fark oluşunun delili şudur: Satici satılacak mali birisine gösterip, “bunu satin al, onda hiçbir ayıp yok” dese, fakat alıcı onda bir ayıp bulsa, malı satıcıya geri vermek için onu dava edebilir. Fakat elinde köle olan birisi, “onu satın al, o kaçıcı değil” dese, ama alıcı kölenin kaçma ayıbının olduğunu anlasa, köleyi geri vermek için saticiyi dava edemez.

Bu konuda biz Hanefîlerin delilimiz, Zeyd b. Sâbit (r.a.)’ten rivayet edilen şu haberdir: Zeyd, Abdullah b. Amr (r.a)’dan, hiçbir ayıbından sorumlu tutulmaması koşuluyla bir köle satın aldı. Sonra da kölede bir ayıp olduğunu söyleyerek Osman b. Affan (r.a.)’a şikayetçi oldu. Osman, Abdullah’tan köleyi satarken, onda bir ayıbın olduğunu bilmediğine yemin etmesini istedi. Abdullah (r.a.) yemin etmedi. Bunun üzerine Osman (r.a.) köleyi ona geri verdi.

Mebsut” kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites