Büyük Şafii İlmihali, Ali eş-Şerbeci, Mustafa el-Buğa, Mustafa el-Hin

Buyuk Safii Ilmihali
  • Kitap başlığı:
 Buyuk Safii Ilmihali
  • Yazar:
Ali eş-ŞerbeciMustafa el-BuğaMustafa el-Hin
  • Kitap Sayısı
668
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

Buyuk Safii Ilmihali, Ali eş-Şerbeci, Mustafa el-Buğa, Mustafa el-Hin

FIKHIN KAYNAKLARI:

Allah’ın kullarına emrettiği Şerî hükümlerin hepsini, Islam fikhinın icerdiğini söyledik. Bu hükümlerin tümü dört kaynağa dayanır ki, bu kaynaklar; Kur’ân-Kerim, Sünnet, icmâ ve kıyastır.

I. Kur’ân-Kerîm: Allah-u Teâlâ’nın Kelâmı’dır. İnsanları karanliklardan aydınlığa çıkarmak için, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v)’e vahiy yoluyla indirilmiştir.

Islâm fikhının ahkâmının birinci derecedeki kaynağı Kur’an’dır. Herhangi bir mesele ortaya konulduğu zaman, onun hükmüyle ilgili bir karar vermek üzere, herşeyden önce Kur’an’a başvururuz. Eğer Kur’an’da o mesele ile ilgili bir hüküm görürsek, alıp onunla amel eder ve başka bir kaynağa gitmeyiz.

şöyleki; içki, kumar ve şans oyunlarının hükümleri sorulduğu zaman, Allah’ın Kitabı olan Kur’an’a baş vurursak, Allah’ın şu buyruğunu görürüz: “Ey iman edenler: Içki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları, şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz” (10)

Alışveriş ve faizden sorulduğumuzda, bunun hükmünü de Allah’ın Kitabı’nda görürüz. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Allah; alışverişi helål, faizi haram kılmıştır.”(11)

Örtünmeyle ilgili bir soruyla karşılaştığımızda da, bunun hükmünü Allah-u Teâlâ’nın şu buyruğunda görürüz: “Mü’min kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, irzlarını korusunlar, süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Başörtülerini yakalarının üzerine koyup baş ve boyunlarını örtsünler. Süslerini kimseye göstermesinler.”(12)

Böylece Kur’ân-1 Kerîm, Islâm fikhının hükümlerine birinci derece de kaynak olmaktadır. Ancak Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerinin, fikhî meselelerin herbirinin açıklanmasına ve hükümlerinin beyânına kaynak olduğu kasdedilmez. Eğer tüm meseleleri açıklasaydı, şu anda olduğundan birkaç

III. İcma:

Hangi asırda olursa olsun Peygamberimiz Muhammed (s.a.v)’in Ummetinden olan müçtehid alimlerin şer’i bir hüküm Uzerinde birleşmeleridir. Bu alimler -ister Sahâbeler’in zamanında, ister sonraki devirlerde olsun- Şer’i hükümlerden bir hukum üzerinde ittifak ettikleri zaman; bu ittifakları icma olur. İcmâ ettikleriyle amel de vacib olur.

Icma ile amelin delili Peygamberimiz (s.a.v)’den bize ulaşan; Islam alimlerinin sapıklık üzerine birleşmiyeceğine ve herhangi birşey üzerinde ittifakları halinde bunun hak olduğuna dair haberidir. Nitekim Eb Basra el-Gaffari (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin (alimlerinin herhangi bir sapıklık üzerine birlesmemesi için, Allah (c.c)’dan taleb ettim, bunu Bana verdi.” ((Imam Ahmed: Müsned: 6/396))

Icmaya bir misal; baba hayatta olmazsa, erkek çocukla birlikte dedenin mirastan 1/6 hisse alması hususunda Sahâbeler’in icmai (görüş birligi)nin hüküm olarak uygulanmasıdır.

Icmånın derecesi: Icmå müracaat bakımından üçüncü derecede yer alır. Kur’ân-Kerîm’de ve Nebevî Sünnet’te bir meselenin hükmünü bulamazsak, Islâm âlimlerinin bu mesele ile ilgili icmasının olup olmadıgına bakarız, eğer icmalari varsa, o meseleyi alıp onunla amel ederiz.

IV. Kıyas: Şerî bir hükmü bulunmayan bir meselenin, Şerî hükmü bulunup kesinleşmiş diğer bir meseleye; her ikisinin arasındaki illetin (sebebin) aynı olması nedeniyle o meseleye ilhak edilmesidir. Yani aynı hükmü vermektir.

Herhangi bir meselenin hükmünü Kur’an’da, Sünnet’te ve icmada bulamazsak, kıyasa başvururuz. Yani bir meselenin hükmünü, diğerine kıyas ederiz. Tabii bu uygulamayı, kıyasa ehil olan kimseler yapabilir.

Kıyasın derecesi: Kıyas başvurmak hususunda dördüncü derecede yer alır.

Kıyasa bir misal ; Allah (c.c), Kur’ân-1 Kerim’de kesin bir hükümle şarabı haram kılmıştır. Haram kılmasının sebebi; sarhoşluk verip aklı ve suuru gidermesidir. Ne zamanki şaraptan başka (raki, viski ve şampanya gibi) ismi bulunan ve sarhoşluk veren diğer bir içki görürsek; şarap üzerine kıyas edip haram olduğuna hükmederiz. Zira haramlığın sebebi -yani

G) LUKATA (BULUNTU ŞEY)

Lukata; bir kimseye ait olmayan bir yerde bulunan, sahibi bilinmeyen ve koruma altına alınmayan mala denir. Kısacası, buluntu eşya demektir.

Mesrûiyeti: Bu durumda olan kayıp mali almak meşrudur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v)’den bunun hükmü sorulduğu zaman şöyle buyurmuştur: “Onun kesesini ve bağını belle, sonra onu bir seneye kadar tanıt, ilân et. Sahibi bilinmezse onu harca ve kıymeti senin yanında emanet olarak kalsın. Günün birinde gelip istetse kendisine ver.” ((Buhari: 2295; Müslim: 1722))

Hikmeti: Kayıp birşeyi yerden almanın meşru oluşunun hikmeti; insanlara kolaylık, yardımlaşma ve buna duyulan ihtiyaçtır. Hiç şüphesiz, herhangi birşeyini kaybeden bir kimse, onun için üzülür ve çoğu kez nerede kaybettiğini, hangi yerde unuttuğunu hatırlamaz ve bu yüzden bulmak için zorluk çeker. Hele bu arada bazen emniyetli olmayan birinin kayıp mali almasıyla sahibi büsbütün kaybetmiş olur.

Lukatanın meşr olmasında insanlara kolaylık ve yardım mevcuttur. Çünkü kayıp malı bulan ve Şeriat’a göre hareket eden bir kimse, sahibine yardımcı olur. Bu sayede insan kayıp malını bulunca gönlü ferahlar ve sıkıntısı gider. Bu yüzden de kayıp mali bulanın, Allah (c.c) katında ecir ve sevabı olur. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim dünyada müslüman kardeşinin sıkıntılarından bir sıkıntı giderirse, Allah ondan kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntı giderir.” ((Müslim: 2699))

Lukatanın meşrû olması sayesinde insanlar emniyet ve huzur dolu bir hayat sürdürür. Zira mallarının koruma altında olduğunu bilirler. Hatta koybalsa dahi, tekrar kendilerine iade edileceğine inanırlar. Böylece aralarındaki kardeşlik ve dostluk bağları kuvvet bulur.

Hükmü: Kayıp birşeyi bulan kimse, kendi nefsine güvenip, hıyanet etmiyeceğini bilirse, onu muhafaza etmek gayesiyle alması sünnettir.

Kendi nefsine güvenmiyorsa alması mekruh, hıyanet edeceğini bilirse haramdır. Peygamberimiz (s.a.v) buna işareten şöyle buyurmuşlardır: “Kayıp malı ilân edip bildirmeden barındıran kimse dalâlettedir.”(( Müsned: Ahmed: ‘/360)) Şayet o yerde kendisinden başka emin bir kimse bulunmuyor ve o şeyi almadığı takdirde kayıp olacağını yakînen biliyorsa, o zaman buluntuyu alması vacib olur. Çünkü müslümanın malını muhafaza altına almak vacibdir.

Kayıplarda iade alınabilen ve alınamıyan şeyler: Kayıp ya hayvan veya başka birşey olur. Kayıp hayvan ise bakılır:

a. Deve ve at gibi kendi gücüyle veya ceylan ve tavşan gibi süratli koşmasıyla kendi kendini koruyabilenlerden ise, çölde bulunursa alınması caiz değildir. Şayet şehir veya köy gibi iskan edilen yerlerde bulunursa alınması caizdir.

b. Kayıp olan şey; şayet koyun ve keçi gibi kendini koruma gücüne sahip olmayan hayvanlardan olursa veya hayvandan başka birşey ise; çölde veya iskan edilen yerlerde olsun ya da olmasın nerede bulunursa alınması caizdir.

Haremde bulunan şey: Mekke Haremi’nde bulunan şey, sadece muhafaza edip ilân etmek üzere alınabilir. Temelluk edilmesi caiz değildir. Yani onu bulan hiçbir zaman o buluntuya malik olamaz. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Mekke’deki kayıp seyin,…

Buyuk Safii Ilmihali” kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites