EL- MUSTASFA İSLAM HUKUKUNDA DELİLLER VE YORUM METODOLOJİSİ

EL- MUSTASFA
  • Kitap başlığı:
 El Mustasfa
  • Yazar:
Imam Al-GhazaliYunus Apaydın
  • Kitap Sayısı
826
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

EL- MUSTASFA- Kitap Örneği

EL- MUSTASFA İSLAM HUKUKUNDA DELİLLER VE YORUM METODOLOJİSİ

İÇİNDEKİLER

  • Mukaddimetu’l-Kitab ‘
  • Nazarî Bilgilerin Kaynaklan 1 1- 13
  • L TANIM 53 A. Kanunlar 13-25
  • B. İmtihanlar 27 – 37
  • II. BURHAN 3g . 39
  • Sevabık 40
  • 1 . Sözcüklerin Anlamlara Delaleti 40 – 43
  • 2. Tekil Anlamların İncelenmesi 44 . 49
  • B. Maksatlar 49 1. Burhanın Sureti 49-57
  • 2. Burhanın Maddesi 57-64
  • C. Levahık 55 _ 72
  • Birinci Kutup: HÜKÜM
  • I. Hükmün Hakikati 73
  •  Önbilgi 73 Mesele: Husun-Kubuh 73-81
  • Mesele: Nimet Verene Şükretmek Aklen Zorunlu mudur? 81-84
  • Mesele: Şcrin Varid Olmasından Önce Fiillerin Hükmü 84 – 87
  • II. Hükmün Kısınılan 89
  • Önbilgi 89 1
  • Vacib 89
  • Mahzur 90
  • Mubah 90-91
  • Nedb 9 1
  • Mekruh çj Mesele: Seçmeli
  • Vacib 92 – 94 Mesele: Dar ve Geniş Zamanlı
  • Vacib 95 – 97
  • Mesele: Kişinin Namaz vaktinde. Namaz kılmaya Azmettikten Sonra Namazı Kılmadan Ölmesi 97 – 99 Mesele. Vacibin Ancak Kendisiyle Tamamlanabildiği şey vacib midir? 99-100
  • Mesele: Nikahlı fişin ın Yabancı Bir Kadınla Karışması 100 – 102
  • Mesele: Vacibin Alt Sınırı Üzerine Yapılan Ziyade Vaciplik Vasfım Alır mı? ; 102
  • Mesele: Vucûbun Neshcdilmesi Durumunda Geriye Kalan Hüküm Nedir? 102 – 1 03
  • Mesele: Mubah Emredilmiş Kapsamında mıdır? 103 – 104
  • Mesele: Mubah Şerir. Kapsamına Dahil midir? 104 – 105
  • Mesele. Mendub Emir Kapsamında mıdır? 106 – 107
  • Mesele: Tur ve Sayı İtibariyle Bir’m Mahiyeti 107
  • Mesele: Tayin İtibariyle Bir 108 – 1 1 1
  • Mesele: Mekruh Emir Kapsamında mıdır? 1 1 1
  • Mesele: Nehyin Kısımları 111 – 113 Mesele: Bir Şeyin Emredilmesi, O Şeyin Zıddının
  • Yasaklanması Anlamına Gelir mi? 113-115
  • IIL Hükmün Rükünleri * 1 17 A. Hakim 117-118
  • B. Mahkumun Aleyh 118
  • Mesele: Unutan ve Gafilin Mükellefliği 1 19 – 120
  • Mesele: Emredilen Şevin Varlığı Emrin Bir Şartı mıdır? 120 – 121
  • C. Mahkumun Fih . 122
  • Mesele: Emredilen Şeyin Yapılmasının Mümkün Olması Fiille Mükellef Tutulmanın Şaru mıdır ? 123 – 126
  • Mesele: İki Zıddın Yasaklanması 126- 128
  • Mesele: Teklifin Muktezası I2S Mesele ; Mükrch Mükellef midir? 1 29
  • Mesele: Emredilen Fiilin Şartının, Emir Esnasında Bulunması Şart mıdır? 129 – 133
  • IV. Hükmün Sebebi ve Hüküm – Sebeb İlişkisi 135
    • Sebepler 135-137
    • Sebebin Sıhhat, Fesad ve Butlan ile Vasıfla uması 1 37 – 138
    • İbadetin Eda, Kaza ve İade ile Vasıflanması 1 38 – 142 1
  • Azimet ve Ruhsat 142-145

İkinci Kutub: HÜKÜMLERİN DELİLLERİ

  • Birinci Asıl: Allah’ın Kitabı 147
  • Kitabın Hakikati 147 -148
  • Kitabın Tanımı 149-154
  • Kitabın Lafızları 154
  • Mesele: Kur’an’da Mecaz Var mıdır? 154 – 155
  • Mesele: Kur’an’da Arapça Olmayan Sözcük Var mıdır? 155 – 156
  • Mesele: Kur’an’da mütcşabih Var mıdır? 156 – 1 58
  • Kitab’ın Hükümleri 158 Nesih 159
  • Neshin Tanımı, Hakikati ve İsbatı 159 – 163
  • Tahsis ve Nesih Arasındaki Fark 1 63 – 164
  • İnkarcılarına karşı Neshin İsbatı 164 166
  • Neshin Hakikatinin İncelenmesinden Doğan Bazı Meseleler 166
  • Mesele: Emrin îmlisalden Önce Ncshcdilmcsi 166 – 172
  • Mesele: İbadetin Birkısminır., Şartının veya Bir Sünnetinin Ncshcdilmcsi Durumunda İhadclin Hükmü 172 – 174
  • Mesele: Nass Üzerine Ziyade 174 – 178
  • Mesele: Neshin Alternatifli Olması Şart mıdır? 1 78
  • Mesele: Neshedici Hükmün, Daha hafif Olması Şart, mıdır? 178 – 180
  • Mesele: Kendisine Nesih Haberi Ulaşmamış kişi Hakkında Nesih sözkonusu mudur? 1 80 – 181
  • Neshin Rükünleri ve Şartları 182
    • Neshin Şartlan 182
    • Nasılı ve Mensûh’un Rükünleri ile İlgili
  • Meseleler 1 83
  • Mesele: Her Şer’î Hüküm Neshedilebilir mi? 1 84
  • Mesele: Bir Hüküm İçeren Ayetin, Sadece Tilavetinin veya Sadece Hükmünün veya İkisinin Birlikte Neshi
  • Mümkün müdür? 184-186
  • Mesele: Kur’an’ın Sünnet ile ve Sünnetin Kur’an ile Neshi 1 86 – 189
  • Mesele: İcmâ ile Nesih Olur mu? ; 1 89 – 3 90
  • Mesele: Mütevatir Kesin Nassın Kıyas ile Neshi 191 – 393
  • Mesele. Sahabenin Beyanı ile nesh 193 * 194
  • Neshin tarihi ne ile Bilinir 194-195
  • İkinci Asıl: Sünnet 197
  • Mukaddime 197 -200
  • Tevatür 200 î .
  • Tevatürün Bilgi İfade Etmesi 200 – 203
    • Tevatürün Şartlan 203
  • Mesele: Tevatürde Sayı 20-1 – 206
  • Mesele: Dört Sayısının Bilgi İfade Etmek Açısından Değeri 206 – 207
  • Mesele: Beş Sayısının Bilgi İfade Etmek Açısından Değeri 207
  • Mesele: Bilgi Oluşturan Sayının Alt sınırı Belli midir? 207 – 208
  • Mesele: Tam Sayı ve Haberin Müşahade Kaynaklı Olması 208 – 21 1 3.
  • Tasdik ve Tekzip Açısından Haberin Kısımları 211 – 217
  • Ahad Haberler 218
    • Habcr-i Vahidle Amel Etmenin İstendiğinin İsbatı 218
  • Mesele: Haber-ı Vahid Bilgi İfade Eder mi? 218
  • Mesele: Haber-i vahidle Amelin Aklen Cevazı 218 – 220
  • Mesele: Semi Deliller Olmaksızın Akıl Tek Başına Haber-i vahidle Amelin Vucubunu Gösterir mi? 220 – 221
  • Mesele: Haber-i Vahidle Amel Aklen Vacib veya İmkansız Olmayıp, Seman Vakidir 221 -231
    • Kavinin Şartları ve Sıfatı 231 Mesele: Adalelin muhtevası 234 – 237
  • Mesele: Tevilei Fasıkın Şahitliği 238 – 240
    • Cerh ve Tadil 240 a. Tezkiye Edenlerin Sayısı 240 – 241
  • b. Cerh vc Tadil Sebebinin Zikredilmesi 241
  • c. Tezkiye 241 – 243
  • d. Sahabenin Adaleti 243
    • Ravinin Müstene-di ve Zabt Keyfiyeti 244 – 246
  • Mesele: Birinden Haberf Duyup Duymadığında Tereddüt 246 – 247
  • Mesele: Şeyhin Hadisi İnkarı 247 – 248
  • Mesele: Sika’mn Bir Ziyade ile İnfiradı 248
  • Mesele: Haberin bir Bölümünün Rivayeti 249
  • Mesele: Mana ile Rivayet 249 – 250
  • Mesele: Mürsel Haber 250 – 253
  • Mesele: Umumui-Belva Olan Konulardaki Haber-ı Vahid 253 – 255
  • Üçüncü Asıl: İcma A. îcnıa’ın Hüccet Oluşunun Isbatı 257
    • Icrr.a’ Lafzının Anlamı 257
    • İcma’ın Gerçekleşme İmkanı 257 – 258
    • İcmâ’tn Bilinme İmkanı 258 – 259
    • Ümmetin Hata Etmesinin İmkansızlığı 259
      • Kitab’a Dayanılması 259 – 260
      • Sünnete Dayanılması 260 – 262
  • Redd 263 – 264
  • Tevil 264 – 266 ‘
  • Muaraza 266 – 267
    • Manevi Yol 267 – 269
  • B. İcma’ın Rükünleri 269
  • İcmâ‘ Ehli 269
  • Mesele: Halk Tabakasının İcma’a katılması 269 – 27 1
  • Mesele: İcma’a Katılabilecek Alimlerin Vasıfları 271 – 272 Mesele: Bid’atçinin Muhalefetinin Değeri 272 – 274
  • Mesele: Sahabeden Sonrakilerin İcmaı 274 – 276 Mesele: Azınlığın Karşı Çıkması Durumunda Çoğunluğun İcma’ı 276-278
  • Mesele: Medine Halkının İcma ı 278 – 279
  • Mesele: İcma’a Katılanlarm Tevatür Sayısına Ulaşması Şart mıdır? 279 – 284 2. İcma 1 284 Mesele: Sükuti İccna’ 285 – 286
  • Mesele: îcma’ın Gerçekleşme Anı 286 – 289 Mesele: İctihad ve Kıyas, îemâ’ için Dayanak Olur mu? 289 – 290 • C. îcma’ın Hükmü 291
  • Mesele: Ümmetin iki Görüş Üzere İttifak Ettikleri bir Meselede Üçüncü bir Görüş İleri Sürülebilir mi? 291 – 293
  • Mesele: Aykırı Görüş Heri Süren Kişinin Ölmesiyle. Gen Kalanların İttifakı İcma’a Dönüşür mü?. 293 – 294
  • Mesele: Tâbûn, Sahabenin iki Görüşünden Biri Üzerinde İcmâ T ettikten Sonra Diğer Görüş Alınabilir mi?….. 294 – 295
  • Mesele: Ümmetin Başlangıçta iki Görüşe Ayrılıp, Sonra Bunlardan Birisi Üzerinde İcmâ’ Etmesi Caiz midir? 295 – 298
  • Mesele: İcmâ’ın Gerçekleşmesinden sonra İcma’a Muhalif bir Haberin Ortaya Çıkması 298 – 299
  • Mesele: İcmâ. Bir Kişinin Haber Vermesiyle Sabit Olur mu? 299 – 300
  • Mesele: El- ahzu bi Akalli mâ Kile 300 Dördüncü Asıl: Akıl Delili ve Istısbab 301 Mesele: İcmâ’ Istıshabı 303 – 307
  • Mesele: Nefyedici Hakkında bir Delil Var mıdır? 307 – 3 1 2
  • Hatime: Mevhum Deliller 313
    • Şer’u Men Kablena 313-319
    • Sahahi Sözü 320
  • Mesele: Sahabeyi Taklid Etmek Caiz midir? 323 – 326
    • İstihsan 327 – 331

FIKIH USULÜNÜN TARİHÇESİ VE MUSTASFA HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ

Gazûlî’nin hayati ve eserleri hakkında bilgi vermekten, ‘malumu ilam’ olacağı endişesiyle, sarf-ı nazar ederek, fıkıh usulünün tarihçesi ve Muslasla hakkında bilgi vermeyi uygurı gördük. Bunun ardından geleneksel fıkıh usulün- de tıkanma sebebi saydığımız bazı hususlara işaret ederek ‘yeni bir fıkıh usulü ne ihtiyaç var mı?’ tartışmasını gündeme getirmeyi deneyeceğiz.

FIKIH USULÜNÜN TARİHÇESİ:

 Fıkıh usulünün tarihçesine geçmeden önce, Kur’an’ı anlama ve yorumlama yönünde oluşan disiplinlere, tarihsel olarak, bir göz almakta yarar vardır. Kur’an’ı anlama ve yorumlama işi, başlangıçla ‘fıkıh 1 olarak ortaya çıkmıştır.

Fıkıh sözcüğünün, gerek Kur’an’daki, gerekse Sünnetteki bazı kullanımları, bu tesbiti doğrular mahiyetledir.

Tövbe suresi 122. ayette “Müminlerin hepsinin birden savaşa koşuşması gerekli değildir; içlerinden birkısmı geride kalıp, dinde fıkıh sahibi olmaya çalışsınlar ve savaşa gidip döndüklerinde, diğerlerini inzar etsinler”” denilmektedir. Hz. Peygamber de, “Allah kime hayır mur 2 d ederse dinde fıkıh sahibi yapar” 3 ve İbn Abbas için yaptığı bir duada “Allahım bunu dinde fı- kıh sahibi yap” 4 demiştir.

Buna göre, sözlük ardamı itibariyle, anlamak ve kavra- mak olan fıkıh sözcüğü”, yukarıdaki ayet ve hadislerdeki kullanımlarının bir so- nucu olarak, bütün olarak dini, daha doğru bir deyimle Kur’an’ı anlamak anla- mında olup, daha sonra fıkıh adıyla ortaya çıkacak Özel disiplinin adı değildir. Yine bu tesbiti desteklemek üzere, Ebu Hanifc’nin, fıkhı; -inanç, ahlak, ibadet, hukuk konularını da içine alacak bir içerikle- ‘Kişinin lehine ve aleyhine olanı bilmesidir’ diye tanımladığım ve daha ziyade inanç konularına dair yazdığı ese……

Benzetmek yerindeyse, tıpkı felsefenin başta küllî bir ilim iken

Benzetmek yerindeyse, tıpkı felsefenin başta küllî bir ilim iken, gitgide felsefe içerisinden, ilimlerin bağımsızlık kazandığı gibi, dini anlamak vc kavramak anlamındaki ‘fıkıh’ deyiminde, ilk zamanlarda, daha sonra ayrılacak akaid, tefsir, ahlak (tasavvuf) vb. gibi ilmi branşları içine alacak şekilde küllî bir içerik taşı- maktadır.

Bu noktadan hareketle., tüm İslam bilimlerinin, btı küllî anlamdaki fı- kıh’ıan ayrılıp, belli oranda bağımsız, birer disiplin haline geldikleri söylenebilir. Başlangıçta, akaid vc ahlak (tasavvuf) da fıkıh kapsamında düşünüldüğü halde, bunlar zamanla bağımsız birer disiplin haline gelmişlerdir. Genel çerçeve içeri- sindeki birlik ve bütünlük bozulmadığı sürece bu- ayrılmalar.

Kuranın içeriğinin netleşmesi ve daha derinlemesine kavranması bakımından yararlı sayılabilir. Özetle söylemek gerekirse, fıkıh, başlangıçta, ‘dinin kavranması’ içeriğini taşımakta olup, dinin temel kaynağı da Allah’ın Kitabı olunca, fıkıh, Kur’an’ın anlaşılması ve yorumlanması çabası olarak değerlendirilebilir. Zaman bakımından, daha sonra oluşan kelam, tefsir ve hadis gibi disiplinler, görünüşte müstakil gibi görünseler de, gerçekte, küllî anlamdaki fıkhın, yardımcı alt dallarıdır.

Akaid il mine, küllî ilim vasfı yüklenip, diğer yan dallar bağımsız biıer disiplin olarak gelişmeye başlayınca ‘fıkıh ilmi 1 de, özel bir. disiplin halini almıştır. Bu sürecin yaklaşık olarak müetehid imamlar döneminden itibaren tamamlanmaya başladığı söylenebilir. Bu dönemde müetehidler, kendilerine mahsus yorum yöntemleri oluşturmaya başladılar. Bu dönemden öncesinde bugün bizim anladığımız manada bir fıkıh usulünden bahsedilmez. Fakat bu, öncekilerin (sa- habe ve tabiun fakihleri) bir deiil anlayışlarının ve yorum yöntemlerinin olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Muaz b. Cebel’in ‘Öncelikle Kitâb (Kur’an) ile, bura- da yoksa Sünnet ile hüküm veririm. Bu ikisinde de bulamazsam ietihad ederim (meseleyi çözümsüz bırakmam)’ şeklindeki Hz. Peygamberin tasvibini kazanan sözleri, daha Hz. Peygamber zamanında bir deliller hiyerarşisinin ve -her ne ka- dar esaslan ve terminolojisi açıklanmış değilse de- yorum yöntemi anlayışının varlığını göstermektedir.

Biz, Muaz’m ‘ietihad ederim 1 sözünü, sonraki dönemler- de oluşturulan tüm yorum yöntemlerini içine alabilecek bir genişlikte anlıyoruz. Bu itibarla müetehid imamların istihsân, ıstıslâh, sedd-i zerîa, Medine halkının ameli vb. gibi adlarla kullandıkları yorum yöntemlerinin, hatta Sünnetin sübut ve kabul şartlarına ilişkin anlayışlarının çekirdek olarak sahabe ve tabiun uygulama- larında -daha da geriye gölürülebilir- bulunduğunu söylüyoruz. Müetehid imam- ların, belli tabiun ve sahabe guruplarına nisbet edilmesi de bu yüzden olsa gerektir.

Müetehid imamlar dönemine gelindiğinde, istinbat ve istidlalin objektif esaslarının lesbiti bir ihtiyaç olarak kendini göstermeye başlamıştır. Bunun vı sosyo psikolojik sebepleri üzerinde durmayacağız. Şu kadarını belirtelim ki, ob- jektif metodoloji (deliller anlayışı ve yorum sistemi), yapılan çıkarımların ve or- taya konulan kanaatlerin kabulünün bir önşartı olduğu gibi aynı zamanda sapmaların vc spekülasyonların, bir ölçüde, freni olmuş ve bu sayede keyfi hüküm ver- menin Önüne geçilmiş, ya da hiç değilse, keyfi hükümlerin değerlendirileceği bir ölçü, kriter görevini üstlenmiştir, 6 Fıkıh usulünün, birbirinden farklı birkaç tanımı bulunmakladır.

Fıkıh usulünün, lafzi tanımı, ‘fıkhın delilleri’ şeklindedir. Tabiatıyla bu tanım, -cn azından metodolojiye değinmediği için- fıkıh usulünün muhtevasına uygun düşmemekte- dir Bâcî’nin ‘şerri hükümleri bilmenin, kendisi üzerine bina edildiği temciler’ 7 şeklindeki fıkıh usulü tanımı da bıı tanımla hemen hemen ayındır.

Yaygın tanıma göre fıkıh usulü; şer? fer’î hükümleri, tafsili (ayrıntılı) delil- lerinden istinbata yarayan kuralları bilmektir.

8 Bu tanım da yeterli değildir. Çünkü bu tamın, -fıkh ın; şer’î ferî hükümleri, ‘istidlal yoluyla’ tafsili delilerinden hareketle bilmek şeklinde tarif edildiği hatırlanacak olursa- usuleü ve fakihitt faali- yet alanını ayırmaktan uzak görünmektedir. Çünkü netice itibariyle fakîh de is- tinbat yapabilmek için söz konusu kuralları bilmek durumundadır. Sonuç itiba- riyle fakih vc usuicünün faaliyet alanı birbirine karışmaktadır.

Öyle sanıyorum ki bu tamında delillerin (ıcmalî deliller) zikred ilmemesi nin nedeni, delillerin zaten bilindiği vc kabul edildiği varsayımı ya da belki de delilleri belirleme ve isbat işinin kelam ilmine ait olduğu düşüncesidir. Diğer bir tanıma göre fıkıh usulü; hükümlerin delillerini (=Kitâb, Sünnet ve iemâ’) -bunların sahil olma yollarına, sıhhat şartlarım- ve hükümlere delalet yönlerini bilmekten ibarettir.

Bizce bu tanım yukarıda verilen iki tanımdaki eksiklikleri nisbeten gidermektedir. Ancak tanımda geçen ‘bilmek’ sözcüğü usuleü- nün misyonu ve fıkıh usulünün fonksiyonu açısından kanaatimizce biraz hafif kalmaktadır. Bu itibarla tanımdaki ‘bilmek’ sözcüğü yerine ‘belirismek 1 sözcüğü- nün getirilmesi ve tanıma delillerin de dahil edilmesi uygun gözükmektedir.

Buna göre, usuicünün görevi, öncelikle, amelin (davranış, uygulama) ıc mdlcrmi (delillerim) belirlemek, daha sonra bu delillerden hüküm çıkarmaya yarayacak bir metodoloji (yorum sistemi) oluşturmaktır. Bu itibarla usulcü belir

6. Sonraları fıkıh usulünün gereğine ve önemine ilişkin olarak şeyle bir mantık yürfllmiiştür: Allah Teaiamn hükümlerini bilmek -iemaen- vaciptir; Beİiik işi ya İstidlal yoluyla ya <b istidlal edenden sorma yoluyla dur; Isıidlal eden kişinin takip euigı bit yol (tarîk) olmalıdır; Bu yol, fıkıh usulüdür; Vacibin (bilme), kendisine bağlı olduğu şey (yani yoi} de vaciptir; Öyleyse fıkıh usulü (oluşturmak) vaciptir (farz-ı kifayc)” Bkz. SiraCıiddin Muhmud h. Ebi Bekrel-Urmevî(ö. 682). et-Tahsîl, ırıinel-Mahsûl, Beyrut I98S. t, 190. 7. Ebtı’l-Vdîd el-3aci, îhkâtu, s. 17 L. 8. Ibnu’l-Hücib, Muhtasar, 1, 14 (Beyan u’J-Muhtasar ile).

 Icdîği bu delillere ve oluşturduğu yorum sistemine ilişkin tutarlı bir alt yapı ve kabul zemini hazırlamak durumundadır. Mesela; geleneksel usul kitaplarında genel olarak Sünnet’e uyma yani Sünnetin bir delil olarak kabulü anlayışı, aslu’l- usûl olan Kur’an’da Hz. Peygamber’e uymayı emreden ayetlere dayandırılmıştır. Sünnetin hüküm çıkarımında bir delil olarak kabul edilmesi ve kullanılması, kul- lanılacak hadisin Hz. Peygambere aidiyetinde kuşku bulunmaması şartına bağlıdır.

Bu bakımdan, haber-i vahidlcrin Hz. Peygambere aidiyetinde bir ölçüde kuş- ku bulunduğu bulunduğu için, haber-i vahidin delil olarak kullanılması (haber-i valıidle amel işi), Hz. Peygambere uymayı emreden ayetler kapsamına dahil edilememiş, bunun yerine haber-i vahidlc amel işi, sahabenin bu yöndeki icma’ma dayandırılmıştır.

Meşruiyet temeli açısından kıyas da haber-i vahid gibi değer- lendirilmiştir. İcma’ın bir delil olarak belirlenmesi de, aynı şekilde, Kur’an’dan ve Sünnet ten tcmellendirilmişıir. Demek oluyor ki ıısulcünün öncelikli görevi, hüküm ıstinhatında kullanılacak delilleri belirlemek ve meşruiyet temellerini gös- termektir. Amele ilişkin tek tek ayetlerden ve tek tek hadislerden hüküm çıkarma işi ise usufcünün değil fakihin faaliyet alanına girmektedir.

Usulcü, ikinci olarak, bu delillerin hüküm çıkarımında kullanılması için bir metodoloji (yorum sistemi) oluşturur. Tabialiyle bu metodolojinin, her şeyden önce belirlenen delillerden ha- reketle yapılması, hiç değilse onlara aykırı olmaması gerekir.

Usulcünün, delil belirlemesi yaparken, inanç temelleri (usûlul-i’tikad) ile bağlantılı ve ilişkili olması gerektiği gibi, metodoloji oluştururken de şen bükümlerden vc fıkıhtan (daha doğrusu özellikle Hz. Peygamberden müetehid imamlara kadar olan dö- nemdeki fıkhî çözümlerden) ve arap dili, kelam gibi ilgili bilim dallarından isti- fade edecektir.

Fıkıh usulü alanında yazılan ve bize ulaşan ilk fıkıh usulü kitabı Şafiî’nin er-Risâie’sidir. Burada fıkıh usulü konusunda ilk kitap yazanın kimliğine- ilişkin tartışmaları zikretmeyi gereksiz görüyoruz. Yukarıdaki ifadelerimizden de anlaşılacağı üzere, fıkıh usulünün oluşumu uzun bir sürecin sonucunda gerçekleştiği için, bu alanda ilk kitap yazanı mucit saymak taassuptan öte gitmez.

Sonraları fıkıh usulü alanında pek çok kitap yazılmıştır. Bunların pekçoğu günümüze ulaşmadığı ve ulaşanlar da neşredilemediği için, fıkıh usulünün olu…

Kitap “El Mustasfa” hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites