EL MUVAFAKAT
  • Kitap başlığı:
 El Muvafakat
  • Yazar:
Mehmet ErdoğanŞatıbi
  • Kitap Sayısı
1406
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

el muvafakat ebu ishak es-Satibi

EBU ISHAK ES-SÂTIBÎ: – el muvafakat

Adi: ibrahim b. Musa b. Muhammed’dir. Es-sâtibî dîye meshur olmustur. Endülüs’tü ve girnata’dandir. Mâliki mezhebine mensuptur. Hafiz ve büyük bir mücîehid, iisûlcü, müfessir, muhaddis, fakih, dil bilgini… Kisaca çok yönlü bir âlimdi. Öbür taraftan verâ’ sahibi, sâlih, zâhid, sünnî bir zatti.

Arapça’yi ve diger ilimleri zamaninin büyük âlimlerinden almistir. Bunlar içerisinde ibnu’ l-fahhâr el-elbîrî, ebu’l-kâstm es-sebtî, ebu ali et-telemsâriî, gibi seçkin simalar vardir. Çok degerli teliflerde bulunmustur. Bunlar içerisinde en degerlileri sunlardir: el-muvâfakât (dört cilt, elinizdeki bu eser), i’tisâm (iki cilt), el-mecâlis (imam buhârî’nin sahih’i/jin “kitâbu’l- büyû” kismi üzerine yazdigi serh), el-ifâdât ve’1-insâdât (edebiyata dairdir), unvânu’l-ittifak fî ilmi’l-istikâk, nahiv üzerine yazdigi bes büyük ciltlik el-makâsidu’s-sâfiye fî serhi hulâsati’l-kâfiye. H. 790 – m. 1388 tarihinde, saban’in sekizinde sali günü hakk’in rahmetine kavusmustur.

KITAP HAKKINDA (HATIRALAR, DÜSÜNCELER)

Istanbul yüksek islâm enstitüsünde talebe iken hocalarimizdan merhum celal hoca, bir sohbetinde seyyid beyinfikih usûlü kitabindan övgü ile bahsetmis, sahaflarda bulamadigi bu kitabi, yüklüce bir para ödeyerek bir hattata, süleymaniye kütüphanesinde mevcut bir nüshadan istinsah ettirdigini söylemisti. O günden sonra biz de bu kitabin pesine düsmüs, so- nunda ele geçirmis ve okumaya baslamistik. Seyyid bey, kitabin giris kis- minda belli basli fikih usûlü kitaplarini degerlendirirken, sira el-muvâ- fakât’a gelince sunlari yazmisti:

“bu kitap yenilikçi (müceddidane) bir metodla yazilmis, gayet güzel, yu- karida adlan geçen usûl kitaplarinda bulunmayan, zamanimiz için çok önemli bahisleri içine almis bir kitaptir. Sâtibî bu eseriyle, fikih usûlü il- minde asil incelenmesi gereken meselelerin hangileri oldugunu göstermek istemis ve ilmin pesine düsmesi gereken hedefe yönelmistir. Fakat, yukari- da da söyledigim gibi, bizim dogu âlimlerinin sonradan gelenleri, sâtibî’nin tuttugu yolu takip etmemis, bilâkis isi lâfiz ve cedel kavgasina dökmüs olduklarindan, onun açtigi çigin genisletecek kimse ortaya çikmamistir.” (ist.1333, s. 60)

Bu satirlari okuduktan sonra el-muvâfakât’in pesine düsmemek mümkün olmazdi.sahaflarda buldugum, kazan’da basilmis birinci cildin basindaki mûsâ cârullah’a ait tanitma yazisi kitaba olan istiyakimi daha da arttirdi.[1] bir seyahatimde ankara ilahiyat fakültesine ugramistim, orada bir agabey hocanin kütüphanesinde, elinizdeki tercümeye esas teskil eden el- muvâfakât baskisini gördüm, hocaya rica ederek kitabi satin aldim. O günkü sevincimi anlatamam. Dört cilt olan kitabin son cildini bitirdigim zaman tarih atmisim: 24 temmuz 1961. Buna göre bu sevgili dost ile ta- nismamizin üzerinden yaklasik otuz yil geçmis bulunuyor.

Usûlü’1-fikh ilmi dalinda bir çok eser verilmistir. Bunlar içinden sâfi’f -nin er-risâle’si, gazzâlfnin el-müstasfâ’si, sadru’s-serî’a’nin et-tavzîh’i, ibnu’l- kayyim’in riâmul-muvakki’m’i, sâtibî’nin el-muvâfakât’i

Ve sevkânî’nin irsâdul-fuhûl’ü binanin temel taslari gibi eserlerdir. Islâm ilimlerinde ve özellikle fikih usûlü’nde derinlesmek isteyenlerin bu kitap- lardan müstagni kalmalari düsünülemez. Ancak el-muvâfakât’in bir özelligi onu sahasinda tek kitap haline getirmektedir; bu da,”mekâsidu’s-se-rî’a”ya verdigi genis yerdir. Mekâsidu’s-serî’a dinin güttügü, gözettigi gayeler, maksatlar demektir. Allah teâlâ peygamberleri vasitasiyla kullarina “iman, ibadet ve hayat nizami” gönderiyor. Bu nizami olusturan bilgiler istekler ve kaideler yalnizca Allah’a kulluk etmeye, imtihani kazanmaya mi yaramaktadir, yoksa Allah bunlarin, insanlara dünyada da bir takim fayda- lari dokunmasini mi istemistir. Eger ikinci ihtimal vâki ise, dinî hükümlerin faydalarindan, karsiladiklari ihtiyaçlardan söz etmek yerinde olacaktir. Iste sâtibî, kitabinin bir cildini bu konuyu ayirmakta, baska kitaplarda birkaç sayfaya sigdirilan “hükümlerin gayelerini, dinin maksatlarim” bu genislikte ve derinlikte ele alip incelemektedir. Kitaba deger kazandiran diger özelliklerden bazilarini söyle siralamak mümkündür:

1. yazar mâliki mezhebine mensup bulundugu halde, mezhep taas- subundan uzak, edepli ve uzlastirici bir yol takip etmis. Nitekim kitabina önce “et-ta’rîf bi-esrâri’t-teklif: yükümlülügün sirlarinin bilgisi” adini koymak istemis, sonra bir rüya üzerine bunu degistirmis, kitabinda mâliki mezhebi ile hanefî mezhebini uzlastirmayi hedef aldigi için “uzlasilar, anlasmalar” mânasinda el-muvâfakât ismini tercih etmistir. Kitabin sonlarina dogru “ihtilafli konularda tercih” meselesini islerken fikihçilara, birbirine karsi edepli ve hosgörülü olmayi tavsiye etmekte ve aksi davranisin giderek katila-san, taassuba düsen nesiller, taraftarlar yetismesine sebep olacagini, bunun ise dinin yasakladigi tefrika ve bölünmeyi getirecegini etkili cümlelerle ifade etmektedir. Taklit ve taassupla ilgili su sözleri onun ilmî kisiligine isik tutmaktadir:

“…takva elbisesini kendine bir siar kil, insafi elden birakma, hakki aramak mezhebin, hakki ehline teslim etmek prensibin olsun…taassup pinarindan sakin içme, konunun hakikati anlasildiginda onu kabul edip teslim olmaktan çekinme…” (tercüme, s.18-19).

  • Sâtibî’ye göre “ilimden maksat Allah’a kullukta bulunmadan baska birsey degildir.”Ser’î hükümlerin dünya hayatinda da faydayi hedefledigi konusu kesin delillerle sabittir.

“…seriat ilmi pek daginik ve çesitli türden olan cüz’iyyatm genel ve kapsamli bir sekilde istikraya tâbi tutulmasi neticesinde elde edilmekte ve neticede akilda, bidüziye (muttarit), genel ve sabit, degismez, hep hakim konumda genel prensiplerden olusan bir mecmua vücuda gelmektedir.

Bu satirlardan anlasilan odur ki, sâtibfye göre bir bilgiye kesingözüyle bakabilmek için onu ilmî metodlarla (burada tam istikra metoduile)eldeetmekgerekmektedir. Ve kendisi, bukitapta ele aldigi ser’î maksatlari iste bu metodla ortaya çikarmistir.

  • Müellif bu eserinde, siradan bütün insanlari ilgilendiren dînî hükümlerin kaynaklari ve gayelerini arastirirken, yorumlarini yaparken tasavvufun inceleme konusuna giren seyir ve sülük (manevî ve ahlâkî egitim) yoluyla farklilasmis Allah kullarinin hal ve yükümlülükleri üzerinde de durmus, bunlarin genellestirilmesine karsi çikmakla beraber islâm bütünü içindeki mümtaz yerlerini tescil ve tesbit etmistir.
  • Sâtibî, felsefe meslegine mensup bazi âlimlerin yaptiklari gibi akla öncelik vererek naslari -zahirleri ile almak ve anlamak mümkün oldugu halde- te’vil ve gerçek mânâlarindan saptirma yoluna gitmemis, nakle (kesin ve açik nakle) öncelik vermistir:

“ser’î meselelerde…nakil öne almir ve metbû (kendisine uyulan) kilinir, akil ise geri alinir ve tâbi kabul edilir. Inceleme ve sonuca varma konusunda akil ancak naklin müsâadesi ölçüsünde katkida bulunur…”(s.78 )

El-muvâfakât’in saymakla bitmez güzellikleri ve faydali yönleri sebebiyle hep türkçemize kazandirilmasini istemis ve ilgili dostlara tavsiye etmisimdir.

Bu arzumun, hem tercüme, hem de kitaplastirma bakimlarindan en güzel bir sekilde gerçeklesmesi benim için mutluluk sebebi olmustur. Degisik cümle yapilan, üslûbu, mantigi ile el-muvâfakât gibi anlasilmasi, hele hele türkçeye aktarilmasi oldukça zor olan bir kitabi basari ile tercümeye muvaffak oldugu için mehmed erdogan’i candan tebrik ediyor, daha nice çalismalarini bekliyorum. Sahasinda erisilmez bir seviyeyi temsil eden bu eserin tercüme ve nesri için elinden geleni geri koymayan yayincilara da tesekkür ediyor, sa’ylerinin meskûr, amellerinin makbul olmasini mevlâdan niyaz eyliyorum.

Mütercimin Onsozu

Elinizdeki bu degerli eserin günyüziine çikmasina bizleri muvaffak kilan Allah’a sonsuz hamd ve senalar eder, o’nun pâk seriatinin teb-ligcisi, yorumcusu ve örnek tatbikatçisi olan sevgili peygamberimiz hz. Muhammed’e salât ve selâm eder, o’nun nurlu yolundan giden ve kutsal emâneti kendisinden sonra gelenlere ulastiran âl ve ashabini, tabiîn neslini, güzellikle onlarin yolundan gidenleri, ümmetin büyük müctehid imamlarini, bütün insanligin dünya ve âhiret seâdetine kefil olan islâm seriatinin yüceltilmesi ve yenilenmesi için kafa yoran tüm islâm âlim ve düsünürlerini rahmetle anarim. Keza rabbimizden, bizleri de islâm’i ve onun yüce degerlerini hayata yeniden hâkim kilabilecek bir neslin iman, ilim, irfan ve cihad erleri kilmasini niyaz ederim.

Daha önceleri çesitli hocalarimizdan övgüsünü isittigim sâtibî’nin el- muvâfakât adli eserinin içerigini gerçek anlamda doktora ögrenciligim si- rasinda degerli hocam hayreddin karaman’in derslerinde okudugumuz ve daha sonra da islam hukuk felsefesi adiyla tercüme ettigimiz m. Tâhir b. Asûr’un eseri vasitasiyla ögrenmistim. Daha sonra “ahkâmin degismesi” adli doktora tezimin temel kaynaklarindan biri olmasi hasebiyle de ya- kindan incelemis ve böylece eseri daha da iyi tanimistim.

Doktora çalismalarimi tamamladiktan sonra degerli arkadasim dr. Ilhan kutluer’in iz yayincilik adina eserin tarafimdan tercüme edilmesi teklifini büyük bir memnuniyet ve cesaretle kabul ettim. Memnuniyetle kabul ettim; çünkü, hakikaten bu eserin türk okuyucularina bir an evvel ka- zandirilmasinin zaruretine inaniyordum. Cesaretle diyorum, çünkü önümde büyük badireler oldugunu biliyordum. Söyle ki:

Her seyden önce eser, fevkalâde yüksek bir bilgi düzeyine sahip insanlara hitap ediyordu. Müellif eserini alisilagelmis klâsik usûl kitaplari tarzinda kaleme almamis, basta usûl ilmi olmak üzere diger ser’î ve aklî ilimlerde islenilmis ve sonuca ulasilmis konulari esas alarak bunlarin üzerine eserini

bina etmeyi prensip edinmisti. Eser dört cilt halinde mufassal olmasina ragmen, onun belirttigimiz bu özelligi hemen hemen her ilme müracaatta bulunmayi gerekli kilmistir. Haliyle bu, çalismamizi zorlastiran ve yavaslatan bir etken olmustur.

Eserin daha önce birkaç baskisi yapilmis olmakla birlikte, tercümemize esas aldigimiz a. Diraz nesri de dahil bizim anladigimiz mânâda hadisler tahric edilmemisti. Tercümemizde âyet numaralari tesbit edilmis, hadisler de tahric edilmistir. Müellifin pek çok hadis kullanmasina ragmen, hemen hemen bütün hadislerini concordance araciligi ile kütüb-i tis’a (dokuz temel hadis kitabi) içerisinde bulabilmemiz, saniriz kudretli müellifimizin kaynak anlayisinin zikre deger bir göstergesi olmalidir. Âyet ve hadislerin yerlerini belirten dipnotlarda mütercim tarafindan konuldugunu gösteren rumuzu kullanilmamistir.

Yaptigimiz en önemli katkilardan biri de kullanilan kavramlarin genelde dipnotlarda açiklan masi dir. Bu tür tarafimizdan yapilan tarif ve açik- lamalari rumuzu ile nâsir’in dipnotlarindan ayirmis bulunuyoruz.

Nâsir’in tamamen lafzî olan ve mânânin açiklanmasina yönelik bazi dipnotlarim metne kaydirdik.

Uzun cümleleri yer yer bendlere ayirarak anlasilmasini kolaylastirdik. Dil olarak mümkün mertebe sade bir dil kullanmaya çalistik. Ancak konunun agirligi ve ifade kisirligi gibi zor durumlarda kaldigimizda eski kelimeleri de kullanmada bir sakinca görmedik. Istilahlari korumaya özen göstermekle birlikte açiklamalarda bulunduk.

Bütün bunlardan sonra, takdir degerli okuyucularimizin olmakla birlikte, öyle saniyoruz ki-, eserin türkçesi, arapça orijinalinde bulunan ve nasir diraz’inhakli olarak belirttigi zorluklardan büyük ölçüde arinmis oldu.

Bütün ser’î ilimlere yönelik bir özelestiri içermesi ve islâmî literatür içerisinde kendi ifadesiyle “dürüst mânâsinda tek usûl-i fikih” diye niteledigi muvâf akât’m ilmî degerini çok iyi tanitmasi açisindan kazan müftüsü musa carullah tarafindan kaleme alman çok degerli buldugum biryaziyi da sadelestirerek degerli okuyucularimizin istifadesine sundum. Umarim ki bu yazi, üzerinden yaklasik bir asir geçmesine ragmen üzüntüyle belirtmek gerekir ki istenilen dogrultuda hâlâ yeterli adimlarin atilmadigini göster- meye yarayacaktir. Musa carullah’in bu degerli eserin nesri ile gerçek an- lamda usûle bir adim ya da kapi araladigini ifade ettigi gibi, biz de onu türkçe’ye kazandirmak suretiyle gösterilen hedefe dogru bir adim attigimiza ya da bir kapi araladigimiza inaniyoruz. Bu vesileyle kendimizi mutlu hissediyoruz.

Özellikle diger üç cildin daha muntazam, daha kusursuz çikabilmesi için degerli okuyucularimizdan yapici tenkitlerini bekler, tesvik ve yardimlari için hocalarimiza tesekkür ederim.

Burada ayrica bir sunus yazisiyla bu çalismamizi da destekleyen degerli hocamiz doç. Dr. Hayreddin karaman’a, bu cildin tercümesini okuyarak degerli katkilardabulunanebubekireroglu ile arkadasim ilhan kutlu-er’e, eserin basimim üstlenen îz yaymcihk’a, bütün okuyucularimiza tesekkür eder; eserin degerli müellifine Allah’tan rahmet dilerim.

Basari ancak Allah’tandir

IKINCI KISIM KITÂBU’L-MAKÂSID Makâsid

Makâsid konusu iki açidan ele alinir:

  1. Sâri’in maksatlari açisindan.
  2. Kulun maksatlari açisindan.

Birinci bölüm ise kendi arasinda dört nev’e ayrilarak incelenir:

  • Sâri’in daha baslangiçta seriati koymadaki kasdi.
    • Seriati anlasilmak için (iftiâfn) koymus olmasindaki kasdi.
    • Seriati geregiyle yükümlü tutmak için koymus olmasindaki kasdi.
    • Mükellefin seriatin hükmü altina girmesindeki kasdi, yani seriatin yasanilmak üzere konulmus olmasi.

Konuya girmeden önce bu konuda kelâm ilmine ait bir mukaddimede bulunmak istiyoruz:

Seriatlarin konulmus olmasi sadece hem dünyada hem de âhirette kullarin maslahatlarinin temini amacina yöneliktir.

Bu bir önermedir ve dogru ya da yanlis oldugunun ortaya konulmasi için mutlaka delile ihtiyaç vardir. Bunun yeri burasi degildir. Bu konuda Kelâm ilminde görüs ayriliklari bulunmaktadir. Râzî, Allah’in hükümlerinin fiillerinde de oldugu gibi asla belli bir sebebe göre (muallel) olmadigi düsüncesindedir. Mutezile ise, Allah’in hükümlerinin, kullarin maslahatlarina riâyet prensibiyle muallel oldugu üzerinde ittifak etmislerdir. Bu görüs sonra gelen hukukçularin çogunlugunun tercihini teskil etmektedir, Fikih unûlünde (kiyasin serî bir delîl oldugunu isput için) serî hükümlerin illetleri bulundugu konusunun isbati zaruret halini alinca, bunun illetlerin hükümler için belirleyici alâmetler oldugu seklinde isbatina gidildi. Bu konuda meselenin derinlemesine incelenmesine gerek duymuyoruz.

Biz seriatin kullarin maslahatlari için konulmus oldugu neticesini istikra yoluyla elde etmis oluyoruz ki, bu neticeye ne Râzî ne de bir baskasinin karsi koymasi mümkün degildir. Çünkü Yüce Allah peygamberleri gönderme konusunda söyle buyurmaktadir ki seriatlarin gönderilmesi konusunda asil olan da budur: “Peygamberlerden sonra insanlarin Allah’a karsi bir hüccetleri olmamasi için, gönderilen müjdeci ve uyarici peygamberlerden bir kismini daha önce sana anlatmistik[1]”Seni ancak âlemlere rahmet

 olman için gönderdik,[2] Yüce Allah yaratilis hakkinda da: “Ars’i su üzerinde iken, hanginizin dahagü-zel is isleyecegini ortaya koymak için, gökleri ve yeri alti günde yaratan O’dur[3] “Cinleri ve insanlari ancak bana kulluk etmeleri, için yarat-misimdir[4]”Hanginizin daha iyi is isledigini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan odur.[5]

Kitap ve sünnette mevcut bulunan ve hükümlerin belli bir illete dayali oldugunu ortayakoyan deliller ise sayilamayacak kadar çoktur Mesela abdest âyetinden sonra söyle buyurulur: “Allah sizi zora kosmak istemez, Allah sizi aritip üzerinize olan nimetini tamamlamak ister ki sükredesiniz.[6] Oruç hakkinda “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kilindigi gibi, Allah ‘a karsi gelmek ten sak masiniz diye, size sayili günlerde farz kilindi[7] namaz hakkinda: “Süphesiz ki namaz hayasizliktan ve fenaliktan akkor[8] kible hakkinda: “Insanlarin size karsi gösterecekleri bir hüccet olmamasi için, her nerede olursaniz yüzünüzü (Mescid-i Haram) yönüne çevirin[9] cihâd hakkinda: “Haksizliga ugratilarak kendilerine savas açilan kimselerin karsi koyup savasmasina izin verilmistir[10] kisas hakkinda: “Ey akil sahipleri! Kisasta sizin için hayat vardir[11]buyuru {mustur. Keza tevhîd akidesinin yerlestirilmesi sadedinde de: “Rabbin insanoglunun sulbünden soyunu alip devam ettirmis, onlara’Ben sizin Rabbiniz degilmiyim demis ve buna kendilerini sahid tutmustu. Onlar da: ‘Evet * ‘dtmisltrdi. Bu kiyamet günü ‘Bizim bundan haberimiz yoktu’ ii diytdir,[12]Âyetten maksat konunun üzerine dikkat çekmek olmaktadir.

Istikra delîli bu neticeyi ortaya koyduguna ve böyle bir delîl de Ilim ifâde ettigine göre biz sw kesin neticeye variyoruz:

Hükümlerin talili yani belli bir illete bagli olusu prensibi seriatin bütün detayhükümleri için de geçerlidir. Kiyas ve içtihadin ser’î Bir delil olarak sübût ve kabulü iste bu noktadan hareketle olmaktadir[13]Biz incelememizde bu prensip dogrultusunda hareket edecegiz.Hükümler muallel olmakla birlikte, bunun Allah üzerine vâcib mi Yoksa caiz mi oldugu konusunu ise Allah’in ilmine havale ederek konuya girmek istiyoruz.Siginilacak, yardim istenilecek yegane merci odur.[14]

El Muvafakat” kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites