Fikh Ekber Serh
  • Kitap başlığı:
 Fikh Ekber Serh
  • Yazar:
Aliyyül Kari
  • Kitap Sayısı
154
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

Fikh Ekber Serh – Kitap örneği

FIKH-I EKBER ŞERH-İ

  • FIKH-I EKBER  5
  • Önsöz  5
  • İmam Âzam’ın Hayatından Bir Özetleme 6
  • Doğumu ve Yetişmesi:  6
  • Nesebi:  6
  • İlme İntisab Etmesi:  6
  • Hocaları:  7
  • Fıkıh İlminde Temayüzü:  7
  • VII -Akaidde Mezhebi:  8
  • VIII -Hazır Cevaplığı:  8
  • X-Kadılıktan Kaçınması:  10
  • XI-Hapsedilmesi ve Vefatı:  11
  • Y Vehbi Yavuz  11
  • Giriş  11
  • Selefin Kelâm İlmine Karşı Çıkmalarının Sebepleri:  13
  • Netice:  14
  • İman Esasları  16
  • Tevhidin Esasları:  16
  • Tevhidin Çeşitleri:  17
  • Tevhid’den Bahseden Âyetler  17
  • Meleklere Îman : 19
  • Kitaplara İman:  19
  • Peygamberlere İman:  19
  • Öldükten Sonra Dirilmeye İman  20
  • Kadere İman:  21
  • Öldükten Sonra Hesap Günü :  21
  • Allah’ın Birliği :  21
  • Burhan-i Temânü:  22
  • Allah’ın Eşsizliği: 22
  • Zâti Ve Fi’lî Sıfatlar:  23
  • Zatî Sıfatlab  23
  • Allah’ın Konuşması Nasıl Olur? :  24
  • Görme Ve İşitme Sıfatları  25
  • İrade:  26
  • Fî’lî Sıfatlar: 27
  • Allah’ın İsim Ve Sıfatları:  29
  • Bütün Sıfatlar Ezelidir:  30
  • Allah’ın Sıfatları Yaratılmış Değildir:  30
  • Kur’an-ı Kerîm Allah Kelamıdır, Yaratılmış Değildir;  30
  • Kuran’daki Kıssalar Allah Kelâmıdır ;  32
  • Kuranda Geçen Yaratıklara Ait Sözler Yaratılmıştır :  33
  • Musa (AS)’ ın Allah İle Konuşması: 33
  • Hiç Bir Varlık Allah’a Benzemez:  34
  • Allah’ın Sıfatları Kullar Gibi Vasıtalı Değildir:  35
  • Kelâm Meselesindeki Görüşler:  36
  • Allah Teâla Bir Şeydir :  38
  • Allah Teâlâ Cisimsiz, Cevhersiz Var Olan Bir Şeydir;  39
  • Allah Teâlâ Sınırlı Değildir:  39
  • El – Yüz Gibi Sıfatlar Allah’ın Keyfiyetsiz Sıfatlarıdır:  40
  • Müteşabîh Âyetler Tevil Edilemez:  40
  • Allah Her Şeyi Yoktan Var Etmiştir  42
  • Allah Ezelde Her Şeyi Bilendir  42
  • Her Seyî Takdir Eden Yüce Allahtır  42
  • Hayır Ve Şer Allah’ın Takdiri Île Var Olur:  43
  • Allah Her Şeyi Önceden Yazı İle Yaratır:  43
  • Kaza İle Kader Allah’ın Sıfatlarıdır :  43
  • Kulun İşi Kendi İradesi İle Meydana Gelir:  44
  • Kader Hakkındaki Münakaşalar  45
  • Allah Teâlâ Her Şeyi Olduğu Gibi Bilir ;  47
  • Küfür De Îman Da Kulun Kendi Kazancıdır  47
  • Âdem (AS) in Zürriyetinin Yaratılması:  47
  • Allah’a Verilen Ezeli Sözü Bozmak :  48
  • Allah; Kulları Küfre Zorlamaz  49
  • Kul İşinin Yaratıcısı Değildir  49
  • Allah Kötülüğü De İyiliği De Murad Edee:  52
  • Peygamberler Masumdur;  55
  • Bazı Peygamberler Kusur İşlemiştir :  56
  • Hz Peygamber’in Vasıfları  58
  • Hz Peygamber Büyük-Küçük Hiç Bir Günah İşlememiştir  59
  • Hz Peygamber’den Sonra İnsanların En Faziletlisi:  59
  • Hz Peygamberin Ebû Bekir’i Yazılı Bîr Ahit İle Halife Nasb Etmekten Vazgeçmesi : 59
  • Hz Ömer’in Faziletti:  60
  • Hz Osman’ın Fazileti:  60
  • Hz Alî’nin Fazileti:  60
  • Dört Halife Gerçek Halifedîr :  61
  • Sahabileri Hayırla Anmak:  62
  • Büyük Günah İşlemekle Mü’min Kâfir Olmaz  62
  • Günahkâr Kimse De Gerçek Mü’mîndir :  63
  • Mutezilenin Ehl-İ Sünnetten Ayrılması:  63
  • Mestler Üzerine Mesh Etmek :  64
  • Fasıkın Arkasında Namaz Kılmak  64
  • Îmanla Ölen Cehennemde Ebedî Kalmayacaktir :  65
  • Müminin Ameli Zayî Olmaz :  66
  • Peygamberlerde Mucize :  67
  • Velîlerin Kerametleri  67
  • Kafirlerde Gökülen Hârikalar, Mucize Değildir :  68
  • Kafirlerin Elindeki Hârikalar İsyan Ve Küfürlerini Artırır : 69
  • Allah Ezelde Yaratıcı Ve Rızık Verendir :  70
  • Allah’ı Görmek :  70
  • Rüyada Allah’ı Görmek: 71
  • Yok Olan Birşey Midir?  71
  • İmanın Kısımları:  72
  • İman Artmaz – Eksilmez:  73
  • Müminlerin İmanda Eşitliği :  74
  • İslam’ın Hakikati  75
  • Dinin Hakikati   75
  • Allah’ı Tanımak :  76
  • Allah’a Hakkıyla Kulluk Etmek  76
  • Müminlerin Eşitliği  77
  • Allah Fazlı İle İhsan Eder Adaleti İle Ceza Verir:  78
  • Peygamberlerin Şefaati:  78
  • Amellerin Tartılması  79
  • Kıyamette Hasımlaşma:  80
  • Havz-ı Kevser Haktır  81
  • Cennet Ve Cehennem Hayatının Ebedîliği:  83
  • Allah’ın Hidayet Vermesi Ve Saptırması :  83
  • Kabirde Soru Sorulması:  84
  • Kabir Azabı Ve Ruhların İadesi  84
  • Allah’ın Sıfatlarını Farsça Söylemek 87
  • Allah’a Yakınlık-Uzaklık Keyfiyetsizdir :  87
  • Kur’an-ı Kerim Mushaf’larda Yazılı Olan Allah Kelamıdır  88
  • Peygamberlerin Îman Üzerinde Öldüğü Kesindir:  90
  • Ebu Tâlib’in Kafir Olarak Ölmesi :  90
  • Hz Peygamberin Çocukları 90
  • Hz Peygamberin Hanımları:  92
  • İnançtaki Şüpheleri Gidermek:  92
  • Miraca İnanmak:  92
  • Deccal, Ye’cüc-Me’cüc’ün Çıkması Ve HzÎsa’nın İnmesi  93
  • Miraç Ve Allah’a Mekân İsnadı:  94
  • Hz Peygamber’den Sonra En Üstün Peygamber  96
  • Meleklerin İnsanlardan Üstünlüğü  98
  • Sahabe’nin En Üstünü :  99
  • Müctehitlerin Üstünü:  99
  • Sahabe Çocuklarının Üstünlüğü  100
  • Hiçbir Veli Peygamber Derecesine Ulaşamaz  100
  • Kul’dan Hiçbir Suretle Teklifler Düşmez:  101
  • Naslar Zahirî Mânâlarına Alınır  101
  • Allah’ı Görmek Hakkındaki İhtilaflar  102
  • Rüyada Allah’ı Görmek  103
  • Öldürülen Eceli İle Ölür  103
  • Ruh Yaratılmıştır  104
  • Rızkın Taksimi  105
  • Kul İçin Yararlı Olanı Yapmak Allah Üzerine Gerekli Değildir:  105
  • Haram Da Rızıktır  105
  • Allah Vaadinden Dönmez, Vaidinden Dönebilir  106
  • Küçük Günahlardan Dolayı Azab Caizdir  107
  • Ölüler İçin Yapılan İyilikler Onlara Fayda Verir  108
  • Kafirlerin Duaları Kabul Değildir  109
  • Cinlerin Kâfirleri İçin Cehennem Azabı Vardır  110
  • Şeytanların İnsanlar Üzerindeki Tasarrufu  111
  • Müctehid Hata Da İsabet De Edebilir  111
  • İman Artma Ve Eksilme Kabul Etmez  112
  • İman İle İslâm Birdir 113
  • Allah’ı Akıl İle Bulmak Herkese Farzdır  115
  • Allah Teâlâ Zulme Gücü Yetmekle Vasıflanmaz  115
  • İmanda İtibar Sonucadır :  116
  • Allah, Kula Gücünün Yetmediğini Teklif Etmez :  117
  • Taklitçinin İmanı Sahihtir  119
  • Sihir Ve Nazar Haktır  121
  • Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek Küfürdür  121
  • Kâhinlerin Haberlerine İnanmak:  121
  • Kur’an, Söz Ve Mânaya Birlikte Verilen İsimdir  124
  • Kötülüğü Helal Kabul Etmek :  124
  • Kıble Ehline Kâfir Denmez  125
  • Tövbeleri Kabul Etmek Allah’n Bir Lüttudur  126
  • Dedikodu Ve İftiranın Tevbesî :  130
  • Bütün Günahlardan Tevbe Etmek  131
  • İstikamet Kerametten Üstündür  131
  • Kıble Ehlinin Tekfiri Caiz Değildir  131
  • Kendi İsteği İle Küfür Kelimesini Söylemek Küfürdür  132
  • Hz Ebu Bekir’in Hilafetini Ve Sahabîlîğini İnkâr  132
  • Dinden Dönmenin Hükmü  132
  • Bîdatçılar Birbirine Kâfir, Derler 133
  • Mürted Kişiye İslâm’ın Arzedilmesi  133
  • Küfrü Gerektiren Düşünceyi Akla Getirmek  134
  • Hadisleri İnkâr Etmek  134
  • Zorla Hz Peygamber’e Söğmek  135
  • Kıraat Ve Namazla İlgili Küfür Sözleri  135
  • Kur’an Okumakla Alay Etmek  136
  • Kur’an’ın Sözlerini Kendi Sözü İle Karıştırmak 136
  • Kur’an’dan Ücret Alma İle İlgili Sözler  137
  • Haram İşlerken Bismillah Demek  137
  • Namazla İlgili Küfür Sözleri  137
  • Farzları İnkâr Etmekle İlgili Sözler  138
  • Abdestsiz Olarak Kıbleye Yönelmek  138
  • İlim Ve Âlimler Hakkındaki Küfür Sözleri  139
  • Kıyafetle İlgili Sözler  139
  • Kur’an Öğretenlerle, Vaizlerle Ve İlim Meclisi İle Alay Etmek  139
  • Boşanma Ve Âlimlere Hakaretle İlgili Sözler  140
  • Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmekle İlgili Sözler  140
  • Şeriatla İlgili Küfür Sözleri  140
  • Açık Ve Kapalı Küfür Sözleri  141
  • Mînhac’ul-Musaün Adlı Kitaptan Bazı Meseleler 148
  • Hastalık, Ölüm Ve Kıyametle İlgili Küfür Sözleri  149
  • Kıyamet-Cennet Ve Cehennemle İlgili Küfür Sözleri  149

FIKH-I EKBER

Önsöz

İbadetlerin temeli sağlam inançlardır. Sağlam inanca dayanmayan ibadetlerin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Allah kendilerinden razı olsun, Selefnalimleri tâ İslâm’ın ilk devirlerinde Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem’in üzerinde bulunduğu inanç yolunu tesbit etmişler ve bozuk inançları reddederek tertemiz ve sağlam bir inanç yolunu, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat yolunu bizlere kadar intikal

ettirmişlerdir.

Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem’in, kurtulduğunu müjdelediği fırka bu Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancına bağlı bulunanlardır. İnanç bakımından ehl-i sünnetin dışında kalanlara “Bid’at ehl-i” tâbiri kullanılır. Bid’at ehlini bütünü ile kâfirlik, yahut sapıklıkla itham etmeğe Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancı müsaade etmemekle beraber, Hz. Peygamberin izinden yürüyebilmek, inanç sahalarında tehlikeli gediklerle karşılaşmamak ve imanı bir bütün halinde muhafaza edebilmek için bu bid’at ehlinin inançlarından kendimizi korumak zorundayız.

Hanefî Mezhebinin kurucusu olan ve aynı zamanda bugünkü manada İslâm Fıkhı’nın da babası sayılan İmam Âzam Hazretleri, Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancının da ilk kurucusu olarak tanınmaktadır,

İmam Âzam, Fıkha intisap etmeden evvel bir müddet mesaisini Bid’at ehline karşı mücadele etmek, kelâma ait meselelerle meşgul olmakla geçirmiş ve muarızlarını deha derecesindeki zekâsı, aklî muhakemesi, kuvvetli mantığı ve cedelci üslûbu ile her yerde takip ederek reddetmiş, hatta bu sebeple İran ve Irak’da bazı seyahatler tertip etmiş; Mutezile, Hariciler ve Şiîlerle yaptığı münazaralarda onları susturmayı başarmıştır. Aynı zamanda devrinin dinsizlik propagandasını yaparak İslâm inançlarını sarsmak isteyen Dehrilerle de münazara ederek kendilerini susturmuş ve müslümanların inançlarını sarsılmaktan kurtarmıştır. Bu münazaraları meşhurdur.

Başlangıcında inançların korunması için kelâm meseleleri ile meşgul olan İmam Âzam Hazretleri tehlikeyi bertaraf ettikten sonra Selef âlimlerinin ve Sahabenin yolundan yürümeğe karar vermiş; O’nun bu bid’at ehli ile mücadelesi yerini Hadis ve Fıkıh çalışmalarına terk etmiştir.

Böylece inançları sağlam temellere oturttuktan sonra İmam Âzam Fıkıh ve Hadîs ilmine yönelmiş, bu meşguliyetin devrinde ve devrini tâkibeden asırlardaki müslümanlar için zaruret derecesinde lüzumlu olduğuna inanarak kendine has üslûbu ile ve zengin kültürü ile çalışmalarına aralıksız devam etmiştir. Kendine has metodu ile hadislerin sağlamını zayıfından ayırmış ve buna “Hadîs Fıkhı” adını vermiştir. Fıkıhta ise dünya çapında rey ve içtihad metodunu geniş çapta kullanarak kendinden sonrakilere içtihadın kapısını açmıştır. Bu sebeple kendisine Fıkhın babası adı da verilmiştir.

Eğer İmam Âzam’ın açtığı bu çığırla ortaya koyduğu binlerce içtihadı olmasa müslümanlar nasıl davranacaklarını bilemezler, sapmaktan kurtulamazlardı. O’nun en büyük eserleri açtığı bu çığır ile yetiştirdiği talebeleri ve kendinden sonra gelen müçtehitlere tesirleridir. O, kitap yazmakla meşgul olamamış, ancak bazı risalelerin yazarı olmakla bilinmektedir. O, bilgilerini; ve içtihatlarını talebelerinin kafalarına yazmayı başarmış, böylece asırlardan beri ilmin canlı olarak yaşamasını sağlamıştır. Daha sonra talebeleri tarafından onun tüm içtihatları ve kendinden rivayet edilen bütün bilgiler kitaplara aktarılmıştır.

İmam Âzam, gerek kendi yaşadığı devirde, gerekse kendinden sonraki devirlerde yaşayan Fıkıh âlimleri üzerinde büyük çapta tesir icra etmiş olup, Kitap ve Sünnette bulunmayan hükümler hakkında büyük bir cesaretle kendi reyini ortaya koyabilmiş, içtihad konusunda büyük bir çığır açmıştır.

İmam Âzam sadece olmuş olaylar hakkında değil olmamış, yahut olması ihtimal içinde bulunan ve asırlarca sonra lâzım olan meseleler hakkında da fikir yürüterek içtihadda bulunmuştur. İslâm Dünyası gücünü bu içtihatlardan almıştır. Günümüze kadar yaşamış bulunan İslâm devletlerinin güçlerini İmam Âzam’ın ilmî faaliyetlerine ve içtihadlarına borçlu bulunduklarını, fikri yapılarını O’nun ictihadlarından aldıklarını söyleyebiliriz. Ve eğer İslâm dünyası bundan sonra da hukukî, iktisadî, içtimaî ve idarî sahalarda bir varlık gösterecekse, bunun tek şartının mazide olduğu gibi günümüz şartlarına göre, o büyük önderin metodunun kullanılmasına, ilmî faaliyetlerinin devam ettirilmesine bağlı bulunduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Yine imam Âzam’ın düşünce tarihi açısından, düşünce sisteminin gereğince araştırılmadığını, bugünün insanına gereği gibi tanıtılmadığını da burada kaydetmek isterim.

Burada yeri gelmişken önemli bir noktaya da değinmek istiyorum. Son zamanlarda maalesef İmam Âzam’ın ilmi ve fikri çalışmaları yanında O’nun kurduğu Ehl-i Sünnet yolu da büsbütün unutulmuş, inançlar bozulmuş, düşünceler sapmıştır.

İşin en garibi dinî sahada yetki sahibi olmayan bazı kimseler, meslekleri askerlik, ga-zetecilik, idarecilik de olsa büyük önder İmam Âzam’ın kurduğu Ehl-i Sünnet yolundan habersiz oldukları halde, onun inanç ve düşünce yoluna karşı bilerek veya bilmeyerek ihanette bulunuyorlar, kendilerini tanımadıkları bu yolun yani Ehl-i Sünnet yolunun himayecisi, kurtarıcısı ve idarecisi sanıyorlar; İmam Âzam’ın düşünceleri yerine kendi kafalarındaki düşünceleri Ehl-i Sünnet inancı olarak takdim ediyorlar; üstelik bu düşüncelerine itiraz edenleri küfürle, sapıklıkla ve türlü kulplar takarak itham ediyorlar; dolayısıyla Ehl-i Sünneti inhisarları altına almak istiyorlar. Böylece bu temiz inanç yolunu da bir ticaret metaı haline getirip istismara kalkışıyorlar. Fakat bunu yapmaya asla müsaade edilmeyeceklerdir.

İşte elinizdeki bu kitap, İmam Âzam Hazretlerinin “Fıkh-ı Ekber” adlı kitabının şerhidir. Nâ ehillerin kendilerini kurtarıcı ilân ettiği devrimizde Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancını yeni baştan öğrenmek istiyenler için büyük bir

kaynak teşkil ediyor. Bu kitap istismarcılara, tefrikacılara ve kendini bilmezlere haddini bildirecektir.

“Fıkh-ı Ekber”in metni ( ) içindeki siyah büyük yazılardır. Bu yazılar konuların başında bulunmaktadır. Kitabı değerli ilim adamı AIiyyul-Kârî şerh etmiş olup İmam Âzam’ın “el-Vasıyye” adlı kitabı ile diğer kitaplarda bulunan İmam Âzam’a ait düşünceleri bir araya getirerek ve Razî, Taftazani, Konevî, gibi Ehl-i Sünnetçe tanınmış âlimlerin fikirlerinden de istifade ederek şerh etmiştir.

Tercümede elden geldiği kadar sade bir dil kullanmaya çalıştım. Sarihin söyledikleri dışında kendimden bir ilâvede bulunmadım. Ancak âyetlerin numaraları ile Hadîslerin kaynaklarını bularak dipnotlar halinde gösterdim.

Aliyyül-Karî, kitabın sonunda inanç esaslarına ilâve edilen diğer görüşleri de zikretmiş ve küfür sözleri ile ilgili bütün fetvaları bir araya getirerek bugün müslümanlar için inanç bakımından tehlike arzeden söz, düşünce ve davranışları kaynaklarından naklederek bir araya getirmiştir.

İtikatların korunması bir ölçüde ahlâkî diyebileceğimiz bu esaslara da bağlı bulunmaktadır. Ahlakın inançlarla ilgisini bu bölümü okuduktan sonra daha güzel anlamak mümkün olacaktır. Günümüzde bunun misallerini bol miktarda bulabiliriz. Maksadımız müslüman kardeşlerimize faydalı olmak, hem ahlâkî bakımdan, hem de inanç yönünden sağlam bir yol tutup müslümanlarm birlik ve beraberliğini devam ettirmek, tefrikaya meydan vermemek, müslümanları ayırmak isteyenleri uyarmaktır.

İlmî değeri çok büyük olan bu inanç kitabını Ehl-i Sünnet yolunu sağlam olarak yeni baştan öğrenmek isteyenlere faydalı olması, kısır çekişmelerin, tefrikacilık ve istismarcılığın kapısına kilid vurması ümidi ile okuyuculara takdim eder, bizleri Ehl-i Sünnet vel-cemaat inancından ayırmamasını Yüce Allah’ın katından niyaz ederim. 12.4.1978.

İmam Âzam’ın Hayatından Bir Özetleme

1- Doğumu ve Yetişmesi:

Üzerinde değişik görüşler belirtilmiş olmakla beraber tarihçilerin çoğunluğunun ittifak ettiği nokta şudur: İmam Âzam Hazretleri Kûfe’de doğup büyümüş ve hayatının çoğunu bu şehirde geçirmiştir.

Yine tarihçilerin çoğunluğunun birleştiğine göre, İmam Âzam, hicrî (80) senesinde dünyaya gelmiş olup (150) senesinde 70 yaşında olduğu halde Bağdat’da dünyaya gözlerini kapamıştır. Halen kabr-i şerifleri burada bulunmakta ve üzerinde akıl almaz zinetlerle süslenmiş bir türbe yaptırılmış bulunmaktadır. Buna göre İmam Âzam hayatının son zamanlarını Bağdat’ta geçirmiş olduğu anlaşılmaktadır.

II- Nesebi:

İmam Âzam’ın nesebi hakkında da değişik görüşler ileri sürülmüştür. Fakat bunlar arasında en sağlam olanı şöyledir. Nûman b. Sabit b. Zûta b. Mâh. İmam Âzam’ın babası Sabit, olup dedesi Zûta islâm ordularının İran, Horasan ve Irak’ı fethettikleri sırada esir düşmüş ve Teym kabilesine mensup Teymullah b. Sâlebe’nin kölesi olmuştu. Fakat sonradan azad edilerek hürriyetine kavuşmuş olan Zûta, ikamet etmekte olduğu Kabil (Babil)’den Kûfe’ye hicret etmiştir.

İmam Âzam’ın torunu Hammad’dan nakledildiğine göre İmam Âzam’ın babası Sabit müslüman olarak dünyaya gelmiş ve Hz. Ali kerremellahu vecheh ile müşerref olmuş bir zattı. Hz. Ali’nin Sâbit’e ve zürriyetine hayır ve bereket duasinda bulunduğu rivayet edilmektedir.

III- İlme İntisab Etmesi:

İmam Âzam Ebû Hanife küçük yaşta pederi Sâbit’i kaybetmişti. Pederinin vefatından sonra annesi Câfer-i Sadık ile evlenmiş, dolayısıyla Ebû Hanîfe ilk terbiyesini ve ilk bilgilerini Cafer-i Sadık’tan alarak ilerideki ilmi hayatını sağlam temellere oturtmuştu.

Ebû Hanîfe küçük yaşta önce Kur’an-ı Kerîm’i ezberledi. Kur’an sonra onu en çok okuyanlardan biri oldu. Kıraat ve hıfzını Kıraat imamlarından İmam Âsim’dan tamamladı.

Ebû Hanîfe’nin mensup olduğu aile Kûfe’de ticaretle meşguldü. İpekli kumaş ticareti ile uğraşan bu aile kârlı bir ticaret yolu olan bu işe onu da teşvik ediyorlardı. Kendisinde ticarete karşı büyük bir meyil bulunmakla beraber dehâ derecesindeki zekâsı onu ilmî ve aklî araştırmalara da sevk ediyor, dolayısıyla ticaretten artan zamanlarında bir kültür ve medeniyet merkezi oln Kûfe’de ilim adamlarının derslerine ve sohbetlerine devam ediyordu. İmam Âzam’ın yaşadığı devirde hayatta kalan tabiîler de vardı. İmam Âzam bunların sohbetinde bulunma şerefine de nail olmuştu.

İmanı Âzam ticarete karşı olan kabiliyet ve temayülüne rağmen Irak’ın, dolayısıyla Kûfe’nin ilim çevrelerine de intisab etmiş, dikkatini Sahabîlerin eserlerine çevirerek kısa zamanda ilmî çalışmalara yönelmiş dolayısıyla fikrî bakımdan inkişaf etmeye başlamıştı. İmam Âzam’ın devrinde Kûfe’de ve Irak’ta Mûtezilîler, Haricîler ve Şiîler faaliyet göstermekteydiler.

Bu sebeple Hz. Ebû Hanîfe bunlara karşı mücadele etmek zorunda kalmış ve önceleri yani gençliğinin başlangıcında bu kimselerle mücadele etmek için aklî ilimlerle daha çok uğraşmış ve bir yandan da ticarî faaliyetlerini devam ettirmiştir. Dolayısıyla bir yandan ticaretten bir yandan da ilimden nasibini alıyordu.

İlim adamlarının sohbetlerine devamı sırasında Ebu Hanîfe’nin üstün zekâsı hocalarının dikkatini çekmiş, bu sebeple hocaları onu ticaretten kurtarıp ilme intisab etmeye teşvik etmişlerdir. Bu durumu kendisi şöyle anlatır:

“Bir gün İmam Şâbî ile karşılaştım. Kendisi oturuyordu. Beni çağırdı ve nereye gittiğimi sordu. Ben de: çarşıya gidiyorum, dedim. Bunun üzerine; ben senin çarşıya değil, âlimlerin meclislerine gitmeni isterim, dedi. Ben ise: âlimlerin meclisine çok az uğradığımı söyledim. Bunun üzerine Şâbî bana: Sen ticaretle uğraşma. Zira senin ilimle uğraşman ve âlimlerin meclisinden ayrılmaman gerekir. Çünkü ben sende üstün bir zekâ ve kaabiliyet görüyorum, dedi. İşte Şâbi’nin bu sözü bende büyük bir tesir meydana getirerek ticareti bıraktım ve ilim tahsiline kendimi adadım. Şâbi’nin bu sözü benim için çok faydalı oldu.”

Şâbî ile karşılaştıktan sonra Ebû Hanîfe vaktinin çoğunu ilme hasretmiş, fakat bir taraftan da ortağı aracılığı ile ticari işlerini fikren yürütüyor, ortağının hesaplarını kontrol ediyor, böylece geçimini başkalarına muhtaç olmadan temin ediyordu.

İlk zamanlar Mutezile, Haririler, Dehrîler ve Şiilerle cedelleşerek kendini akaid meselelerine veren ve böylece tatmin olan Ebû Hanîfe’nin, sonradan fıkıh halkaları dikkatini çekmeye başlamış bu şekilde ilimlerin en faydalısı olan ve sonradan babası olmakla vasıflandığı Fıkıh ilmine intisab etmiştir.

Önceleri itikada ait meselelerle ilmî çalışmalarına başlayan Ebü Hanîfe, sonradan sahabe ve Tabiun’u örnek alarak kelâm münazaralarından sarf-ı nazar etmiştir.

Ebû Hanîfe fıkıh ilmine intisab ettiği sırada kelâm ilmine vakıf olmuş, akaid meselelerini ve Tevhid’e ait incelikleri aklî delillerle isbat edecek güce sahip idi. Daha sonra sarf, nahiv ve Arap Edebiyatını öğrenmiş, hadîsleri ezberlemeye başlamış ve böylece büyük bir kültüre sahip olmuştu. Fıkıh ilmine ve Hâdise yöneldiği zaman her bakımdan tam bir yetkiye sahip idi.

Ebû Hanîfe ilim hayatının başlangıç dönemlerinde kelâm ilmi ile meşgul olduğu halde sonraları oğlu Hammad’ı ve diğer talebelerini bu ilimle meşgul olmaktan menetmiştir. Bunun üzerine oğlu Hammad bir defasında kendisine şöyle demiştir:

“Bizi kelâm ilmi ile ilgili münazaralarla meşgul olmaktan menediyorsunuz, halbuki siz kelâm’a ait meselelerle meşgul oluyordunuz.” Buna karşılık Ebû Hanîfe şöyle cevap vermiştir.

“Evet biz kelâm meseleleri hakkında münakaşa ediyorduk, fakat başımızın üstünde bir kuş varmış gibi aklımızın başımızdan uçmasından korkan kimsede olduğu gibi arkadaşımızın yanılmasından korkardık. Halbuki sizler kelâm münakaşalarına giriyor ve arkadaşınızın yanılmasını, ayağının kaymasını istiyorsunuz. Arkadaşının yanılmasını isteyen kişi, onun kâfir ve sapık olmasını istiyor demektir. Arkadaşının kâfir olmasını istemek ise küfürdür.”

IV- Hocaları:

İmam Âzam birçok âlimle karşılaşmış ve bu âlimlerin gerek metodlarından gerekse ilimlerinden faydalanmıştır. Fakat kendisinden faydalandığı hocaları arasında en önemlisi, çağının fıkıh ilminin reisi diyebileceğimiz İmam Hammad b. Ebî Süleyman’dır. İmam Hammad da İbrahim en-Nahaî ile İmam Şâbî’den fıkıh ilmi tahsil etmiştir. Ebû Hanife Kadı Şurayh ve Alkame’ye ait fıkhı da bu hocasından öğrenmiştir. Bu iki zat da İbn-i Mes’ud ile Hz. Ali’nin fıkhını bilen zatlardı. İmam Hammad bu iki tabiînin fıkhını öğrenmekle beraber ibrahim en-Nahaî ve Alkame’nin fıkhına daha çok önem vermiştir.

Ebû Hanife (28) yıl gibi uzun bir zaman hocası Haramad’a talebelik etmiş olup ölümüne kadar kendisinden ayrılmamıştır. Hocası Hammad vefat edince onun yerine geçerek ders kürsisini kendisinden sonra o işgal etmiştir.

V- Fıkıh İlminde Temayüzü:

Hicri (120) yılında İmam Hammad vefat edince, onun yerini en seçkin talebesi Ebû Hanife almış, dolayısıyla bütün gözler kendisine çevrilmişti. İmam Âzam, büyük tecrübeleri ve engin zekâsı, kuvvetli akılcılığı ve hazırcevaplığı sayesinde hocasının ders halkalarını başarı ile devam ettirmişti. İmam Âzam ticaretle de meşgul bulunduğu için zamanın ihtiyaçlarını daha iyi tanıyabilmiş, örf ve âdetleri herkesten daha mükemmel kavrayabilmişti. Onun ticarî hayatı bilhassa örf ve âdetlere müstenid düşünceleri ve içtihatları üzerinde etkili olmuştur. Hatta bu konuda bir söz açıldığı zaman arkadaşları susar ve sadece onu dinlemek zorunda kalırlardı. Talebesi İmam Muhammed b, Hasan eş-Şeybanî onun hakkında şöyle diyor:

Ebû Hanîfe kıyasla ilgili meseleler hakkında talebeleri ile tartışırdı. Talebeleri bazan kendisine uyarlar, bazan da itirazda bulunurlardı. Fakat İmam Âzam Ebû Hanîfe istihsana başvurunca, yani ictihad edince ona hiç kimse itiraz etmezdi. Çünkü o istihsan konusunda ileri sürdüğü meseleleri kuvvetle müdafaa eder ve herkes kendisine bu konuda hak verirdi.”

İmam Âzam’ın Fıkıh ilminde diğer nıüctehidlere nazaran dehâ derecesinde başarılı olması, onun halkı yakından tanıması, halk ile münasebetlerinin devam etmesi ve bilhassa ticarî hayatında toplumun meselelerini çok yakından tanıma fırsatı bulması ve bu ilişkiyi sonuna kadar devanı ettirmesi sayesinde olmuştur, desek yanılmış olmayız.

Çünkü onun dayandığı istihsan metodu, halkın ihtiyaçları ile şeriatın kaynaklarını karşılaştırarak bir neticeye varmaktan ibarettir. Bu da şüphesiz halkı ve halkın meselelerini yakından tanımadan mümkün değildir. Bu şekilde meselelerin bütün inceliklerini keskin görüşleri ile kavrayan Ebû Hanîfe, Fıkıh ilminin meyvesini ilmî tartışmalarda görüyor, sahip olduğu kuvvetli mantık ve akılcı görüş sayesinde hasımlarının bütün düşüncelerini alt edebiliyordu. Fıkıh ilmindeki ictihadları üzerinde, önceden sahip olduğu cedelciliğin, mantık ve akılcılığın tesiri büyük olmuştur.

VI-Ebû Hanîfe’ye Övgü Söyleyenler:

Harun b. Sa’d’ın naklettiğine göre imam Şafiî şöyle demiştir.

“Ebû Hanîfe rahmetüllahi aleyh hazretlerinden daha fakîh bir âlim görmedim. Fakîh olmak isteyen kimse Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının söz ve kitaplarına müracaat etsin, onların sözlerini kabul edip ezberlesin. Zira bütün insanlar kıyas hususunda Ebû Hanîfe’nin ayalidir, (çocuklarıdır).” Zumayri’nin rivayetine göre ise İmam Şafiî şöyle demiştir:

“İnsanlar kıyas ve istihsanda Ebû Hanîfe’nin ayalidir (çocuklarıdır).” Yani bu sözlerden maksadı, imam Âzam’ın fıkhın babası olduğunu anlatmaktadır, imam Vâludî’nin söylediğine göre, imam Mâlik, Ebu Hanife’nin birçok sözlerini, kabul eder, fakat bunu açıklamazdı.

Yine îmam Şafiî’den şu sözün nakledildiği rivayet edilmiştir:

“Bütün insanlar fıkıhta Ebû Hanîfe’nin, siyer ye Meğazî’de Muhammed b. İshak’ın, tefsirde Mukâtilin, nahivde Kisâî’nin ayalidirler, İmam Âzam’ın kitaplarına bakmayan fıkhı anlayamaz ve bilemez,

maksadına nail olamaz.”

İmam Mâlik’in de şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Ebû Hanife islâm’da altmış bin mesele çıkarıp ortaya koymuştur.” İmam Ebû Bekir b. Atîk’in rivayetine göre ise, İmam Âzam İslâmda beşyüzbin mesele çıkarıp ortaya koymuştur.

Hatîb-i Harezmî’nin rivayetine göre ise, 63.000 mesele ortaya koymuş olup bunların 32.000’i ibadetlere dair, geride kalan 31.000’i de muamelâta dairdir. Eğer İmam Âzam bu meseleleri ortaya koyup ictihadda bulunmasaydı bütün insanlar sapıklıkta kalırdı.

VII -Akaidde Mezhebi:

İmam Âzam’m inançtaki mezhebi kurucusu bulunduğu Ehl-i Sünnet vel-cemaat Mezhebidir. Ancak Mutezile’den bir taife İmam Âzam’m Mütezîli olduğunu iddia edecek kadar işi azıtmışlardı.

İmam Âzam’a Ehl-i Sünnet inancının alâmetlerinden sorulunca şöyle cevap vermiştir.

  1. Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’i diğer sahabîler üzerine üstün tutarız,
  2. Hasan ile Hüseyin’e sevgi besleriz.
  3. Hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanırız.
  4. Mestler üzerine mesh etmeyi caiz görürüz.
  5. Kuvvet şurubu gayesiyle hurma suyundan yapılmış şiranın içilmesini caiz görürüz.
  6. Günahı sebebiyle hiçbir mü’mine kâfir demeyiz.
  7. Allah’ın sıfatları hakkında konuşmayız.
  8. Ehl-i Sünnet’e göre Allah’ın sıfatları tevkifidir.
  9. Bütün sahabîler hakkında hayırdan başka bir şey söylemeyiz.
  10. Sahabenin en üstünü Hz. Ebû Bekir, sonra Hz. Ömer, sonra, Hz. Ozman, sonra Hz. Ali, sonra Aşere-i mübeşşere, sonra Bedir ehli, sonra Uhud savaşına katılanlar, sonra Hudeybiye bulunanlar, sonra Bey’atür Rıdvan’da bulunanlar, sonra Akabe biatında bulunanlardır.

VIII -Hazır Cevaplığı:

Muhammed b. Mukatil’den nakledildiğine göre bir kimse İmam Azam’a şöyle bir soru sordu:

“Şu kimse hakkında ne dersiniz ki; Allah’tan korkmaz, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rükû ve secdesiz namaz kılar, görmediği şeye inanır, Hakk’a buğz eder, fitneye sevgi besler..” İmam Âzam’ın meclisinde bulunan arkadaşları bu soruya cevap vermekten aciz kalarak, bu kimsenin durumu müşkildir, dediler, İmam Âzam Hazretleri ise bu soruya karşılık şöyle cevap verdi:

“Bu öyle bir kimsedir ki, Allah’ın rızasını ister. Cennet istemez. Allahtan korkup Cehennem ateşinden korkmaz. Rükû ve secdesiz olan cenaze namazı kılar. Allah Teâlâ’yı görmediği halde birliğine iman ve şehadet eder. Ölümün hak olduğuna inanır, fakat onu sevmez. Mal ve evlad fitnedir, fakat bunları sever. Müslüman kardeşini dedikodu ettiği için ölü eti yemiş olur.” Bu cevap karşısında soru soran kişi kalkıp İmam’ın elini öptü ve şahidlik ederim ki, sen ilmin hazinesisin, dedi.

Yine rivayet olunduğuna göre, Bağdad’a Rum diyarından bir Dehri gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile münazaralara girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu dehri karşısında aciz kalıp sorularına cevap veremediler. Yalnız görüşmediği âlim İmam Hammad kalmıştı. İmam Hammad ise, ben de gidip münazarada cevap veremeyip aciz kalırsam cahiller arasında İslâm inancı sarsılır korkusuyla münazara etmekten çekiniyordu.

İmam Hammad bu düşünce ile muztarib halde uykuya dalmış, gece rüyasında görmüş ki; bir hınzır gelmiş bir ağacın dallarım ve gövdesini yemiş, sadece kökleri kalmış. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o domuzu parçalayıp öldürmüş. İmam Hammad bir korku içinde uykudan uyanmış, kederli bir durumda düşünmeye başlamış. İmam Âzam Hazretleri o zaman onüç yaşında bulunuyordu. Hocası Hammad’ı kederli halde görünce sebebini sordu. İmam Hammad ona rüyasını anlattı. Bunun üzerine İmam Âzam rüyasını şöyle tevil etti:

“O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü zat-ı âlinizdir. Arslan yavrusu ise benim, inşallah o domuzu ben öldüreceğim” dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gittiler. O sırada dehrî gelip minbere çıktı ve münazaraya başlayarak karşısına çıkacak birini istedi. Bunun üzerine Ebû Hanîfe karşısına dikildi. Dehrî yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsedi. İmam Azam: “Ne sormak istiyorsan sor” dedi. Bunun üzerine dehrî İmam Âzâm’a şöyle sordu:

“Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? dedi. İmam Âzam tereddütsüz cevabında:

“Sen sayı bilir misin?” dedi. Dehri de :

“Evet, bilirim, dedi.” İmam Âzam:

“Bir sayısından önce bir sayı var mıdır?” dedi. Dehri:

“Bir sayıların evvelidir, ondan önce sayı yoktur,” cevabını verdi. Bu sözü karşısında İmam şöyle dedi:

“Bir sayısından evvel sayı olmaz da bir olan Allah’tan önce nasıl başka bir varlık bulunabilir?”

Bunun üzerine Dehri ikinci sorusunu sormaya devam etti:

“Allah Teâlâ ne tarafa yönelmiştir?” Bu soruya karşılık İmam Âzam:

“Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir?” dedi. Dehri:

“Her tarafa yayılır” cevabını verdi. Buna karşılık İmam Âzam:

“Mecazî nur olan bir mumun ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nuru olan Allah Teâlâ her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğruluğu güneşten daha açıktır.” dedi.

Dehrî üçüncü sorusunu şöyle sordu:

“Var olan her şeyin bir mekâna ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?” Bunun üzerine İmam Âzam bir kâse içinde süt getirerek:

“Bu sütün içinde yağ var mıdır?” diye sordu. Dehrî:

“Evet, vardır.” cevabını verince İmam Âzam:

“Yağ bu sütün neresindedir?” diye sordu. Dehrî:

“Süt içindeki yağın belli bir yeri yoktur, sütün her tarafında yağ vardır.” dedi. Dehrinin bu cevabı karşısında İmam Âzam:

“Fâni ve zail olan bir varlığın belli bir mekânı olmuyor da Allah Teâlâ için nasıl bir mekân tasavvur edilebilir? Allah Teâlâ vardır ve O’nun varlığı her yeri kaplamıştır.” dedi.

Bundan sonra dehri dördüncü sorusunu şöyle sordu:

“Rabbin şimdi ne iş ile meşguldür?” İmam Âzam:

“Sen birkaç soru sordun, ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte, cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen in de minbere ben çıkayım.” dedi. Bu söz üzerine dehri minberden aşağıya inip yerine İmam Âzam minbere çıktı ve:

“Benim rabbim, senin gibi bir kâfiri minber üzerinde lâyık görmeyip aşağıya indirmekte ve benim gibi bir Tevhid ehlini minber üzerine çıkarmaktadır.” cevabını verince dehrî cevap veremez duruma geldi ve pes dedi. İşte o zaman dehriyi yakalayıp öldürdüler ve İmam Hammad’ın gördüğü o rüya gerçekleşmiş oldu.

İmam Âzam’ın zekâsının üstünlüğüne delâlet eden olaylardan biri de şudur: Hasan b. Ziyad’ın naklettiğine göre, bir kimse bir yerde bir miktar para defnedip sonradan bu malı nerede gömdüğünü unutmuş. Bunu nasıl bulacağını İmam Âzam Hazretlerinden sorunca,

“Gece sabaha kadar namaz kıl, inşallah bulursun.” demiş. Bu tavsiye üzerine o kişi gece namaz kılmaya başlamış ve gecenin dörttebiri olunca parasını nereye gömdüğü hatırına gelmiş. İmam Âzam’dan bunun hikmetini sormuşlar ve şöyle cevap vermiş:

“Şeytan aleyhillâne gece sabaha kadar namaz kılmaya rıza göstermez, onu mutlaka bu işten meneder. Bu sebeple hatırına getirir.”

Yine cimri bir kimse malını bir yerde gömmüş, fakat bir müddet sonra gidince bu parayı yerinde bulamamış, çıkarıp almışlar. Hasis bir kimse olduğu için buna fazla üzülmüş ye nerede ise ölecek duruma gelmiş. Bazı dostlarının tavsiyesiyle İmam Âzam Hazretlerine müracaat edip bir çare bulmasını rica etmişler. Bunun üzerine İmam Âzam Hazretleri:

“Bana yerini gösterin.” demiş ve göstermişler. İmam Âzam başka bir vakitte o yere gelip burada bazı kimselerin mantar devşirdiklerini görmüş. Yanlarına yaklaşıp bunlardan birine:

“Siz burada her zaman mantar devşirir misiniz?”diye sormuş. Adam da:

“Evet, her zaman devşiririz,” cevabını vermiş. İmam Âzam:

“Hepiniz birlikte toplayıp sonra taksim mi edersiniz?” diye soru sorunca:

“Hayır, herbirimiz ayrı ayrı kendi hesabımıza devşiririz.” demiş. İmam Âzam tekrar sordu:

“Hepiniz buradan beraber mi ayrılırsınız?” Adam cevap verdi:

“Hepimiz beraber gideriz, fakat şu adam her zaman geri kalıp bizden sonra gider.” demiş. Bunun üzerine İmam Âzam bir kenarda oturup dağılmalarını beklemiş. Herkes gidip sadece o kimse kalmış. Bu sırada İmam, o zatın yanına yaklaşıp:

“Bu yerde bir adam bir miktar para gömmüş, bu parayı sen çıkarıp almışsın, hem aldığını görmüşler ve şahidlik ediyorlar. Başkaları duymadan harcadığın sana kalsın sahibi onu bağışlar, gerisini ver.” demiş. Adamı bu söz karşısında korkup aldığı parayı getirip İmam Azam’a teslim etmiş. O da sahibine vermiş. Bu olayın sırrını açıklarken İmam Âzam Hazretleri şöyle diyor:

“Görmüşler” sözümden maksadım Allah Teâlâ’dır. Çünkü Allah Teâlâ kullarının yaptığı bütün işleri görür.”

İmam Âzam’ın zekâsı o derece üstün idi ki bir şeye bir defa baksa derhal onun keyfiyetine vakıf olurdu.

IX-Keremi, Ahlâkı, Zühd ve Takvası:

Yezîd b. Harun’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: İmam Âzam gibi takva sahibi olmadıkça bir kimseye fetva vermek helâl olmaz. Çünkü İmam’dan daha âlim, daha zahid ve daha takva bir kimse görmedim. Bir zamanlar İmam Âzam’ın, bir evin civarında güneşin sıcağı altında beklediğini gördüm. Kendisine:

“Niçin duvarın gölgesine girmeyip güneşin sıcağı altında duruyorsun? diye sorunca:

“Bu evin sahibinde bir miktar alacağım vardır, eğer evin gölgesinde gölgelenirsem bir menfaat elde etmek düşüncesi akla gelebilir korkusuyla gölgelenmiyorum, çünkü bunun faiz olmasından korkuyorum.” cevabını verdi.

Yine rivayet edilir ki İmam Âzam bir meselede zorlukla karşılaşıp çözemezse tevbe ve istiğfar edip, bir günah işlemişim ki bu müşkil bana arız oldu, der ve kalkıp iki rekât namaz kıldıktan sonra o mesele kendisine keşfolur ve böylece o müşkil ortadan kalkardı. Fadl b. Iyaz, İmam Âzam’ın bu durumunu duyunca ağlayıp, bu durum onun günahının azlığındandır. Çünkü herkese böyle bir inkişaf olmaz, derdi, İbrahim b. Amr’dan rivayet edildiğine göre, İmam Azam Hazretleri son derece feraset sahibi (ileri görüşlü) idi. Talebelerinden Dâvud-i Taî hakkında demişlerdir ki:

“Bu talebem çok âbid olup insanlardan uzakta yaşayacak ve gece-gündüz ibadette bulunacak.” Gerçekten de öyle oldu. Yine Ebû Yusuf hakkında:

“Buna da dünya ikbal edecek ve kendisinin de dünyaya meyli çok olacak.” dedi. Gerçekten de öyle oldu.

Yine rivayet edilir ki İmam Âzam ticaretle geçinir ve ticari işlerini ortakları yürütürdü. Ortaklarından birinin satışında şüphesi bulunduğu ve sattığı mallar arasında bir tanesi sakat bulunduğu için (30.000) akçelik kârını fukaraya sadaka olarak dağıtmıştır.

Yine rivayet edilir ki, Kufe etrafındaki arapları yağma etmişler ve bunlara ait koyunları çarşı pazarda satmışlar, dolayısıyla bu koyunlar o civarda yayılmış. Bunun üzerine İmam Âzam Hazretleri bir koyunun ömrünü sormuş, ancak yedi sene yaşar, demişler. Bundan sonra İmam Âzam bu koyunlardan birine rastlar korkusuyla yedi sene et yememiştir.

İmam Âzam’ın sabrı ve nezaketini belirten şu vaka da çok dikkat çekici olduğu kadar ilim adamlarına irşad konusunda güzel bir örnek de teşkil etmektedir:

Rivayet edilir ki, İmam Âzam Hazretlerinin bitişik bir komşusu vardı ki içkiye müptelâ olup gece evine sarhoş olarak gelir ve gece yarısına kadar çalgı çalıp şarkı söylerdi. İmam Âzam bu içki müptelâsı komşusunun eziyetine sabr ve tahammül gösterir, komşuluk hakkına riayet etmek için kendisine bir uyanda bulunmazdı. Bir gece bu komşusunun sesi sadası kesilmiş. Bunun üzerine İmam Âzam Hazretleri; acaba hasta mı oldu, yahut bir kazaya mı uğradı, diyerek derhal evine gitti ve hanımına, her gece komşumuzun çalgı ve şarkı seslerine alışmıştık; bu gece ise sesi sadası kesildi. Acaba hasta mıdır, yahut başına bir iş mi geldi diye sormaya geldim, deyince hanımı mahcup bir eda ile:

“Yâ İmam bu gece meyhaneden gelirken polislere rastlamış ve sarhoş olduğu için kendini yakalayıp hapsetmiş-ler,” dedi. Bunun üzerine İmam Âzam o şehrin valisine kadar gitti. Vali İmam’ı görünce karşılayıp saygı ve ikramdan sonra ziyaret sebebini sormuş. O da durumu anlatmış ve hapsedilen bu komşusunun serbest bırakılmasını istediğini belirtmiş. Vali bu ricası üzerine derhal o komşuyu hapisten çıkarıp kendisine teslim etmiş.

Beraber dışarıya çıktıklarında bu komşusuna karşı gayet nazik davranarak, senin çalgının sesine alışmıştık, bu gece sesin ve sadan çıkmadı, çoluk çocuğunun nafakasını soramadık, bir yardımda bulunamadık, deyip çok miktarda para verdikten sonra meyhanecide ne kadar borcun varsa ben ödeyeyim, deyince adam İmam Âzam’ın bu nazik muamelesinden son derece mahcup kalarak hemen o anda tevbe ve istiğfar edip İmam Âzam’m ders halkasına devam etti ve kısa zamanda ilim tahsilini tamamlayıp fakihlerden biri oldu.

Yine rivayet edilir ki, İmam Âzam Hazretleri kırk yıl yatsı abdesti ile sabah namazını kılmış. Ve yine rivayet edilir ki: her ayda altmış hatim indirir, bir hatm-i şerif gece, bir hatim-i şerif de gündüz indirirdi. Dünyadan âhiret âlemine göç ettikleri vakit yedibin hatm-i şerifi tamamlamıştı.

İmam Âzam Hazretleri zengin olduğu halde kendi ifadesine göre, dörtbin dirhemden fazla parayı elinde tutmamış, bu kadarını çoluk çocuğunun nafakası için saklarmış, gerisini fukaraya, talebelerine ve Mekke ile Medine’de bulunan Fakîhlerin nafakalarına yardım için harcardı.

İmam Âzam Hazretleri hocasına o derece saygılı idi ki, vefatından beri her namazın peşinde hocası İmam Hammad için, anası babası, diğer hocaları ve kendisinden ilim öğrenen talebeleri için duada bulunurdu. Hocasına karşı saygısından ötürü, yatağında ayaklarını hocasının evine doğru uzattığı vâki olmamıştır.

X-Kadılıktan Kaçınması:

Hidâye sahibi Mergînanî’nin naklettiğine göre Halife Mansur, İmam Âzam, İmam Sevrî, İmam Cündî İmam Şerik ve İmam Mis’ar’ı kadı nasbetmek için huzuruna çağırmış. İmam Âzam Hazretleri; ben hile yapıp kurtulurum, dedi. İmam Sevrî: ben firar ederim, dedi. İmam Mis’ar: ben de deli numarası yaparım, dedi. Şerik ise: zaten beni kadı yapmak istemez, diyerek yola çıktılar. Devlet sarayına giderken nehrin kenarında bir gemi gidiyormuş. İmam Sevrî kaptana yalvararak: beni bir kimse boğazlamak istiyor, beni gemine koyup kurtar, dedi. Kaptan da onu alıp gizledi. Bu şekilde Bağdat’tan firar etti. Diğerleri ile birlikte halifenin huzuruna vardılar. Mis’ar halifeye: davarların nasıl, çoluk çocuk nasıl diyerek uygunsuz sözler sarfedince onu meclisten dışarıya attılar. İmam Âzam Hazretleri ise: ben elbise tüccarıyım, beni kabul etmezler. Kûfeliler Kureyş ve Ansar-ı Araptandır, ben ise köle neslindenim, dedi.

Onu da dışarıya attılar. Şerik: benim görme kuvvetim zayıftır, mührün yazılarını dahi fark edemem, diyerek mazeret belirtince halîfe: ben senin yanma bir kimseyi yardımcı tâyin ederim, o sana yardım eder, dedi. Bu sefer Şerîk: benim hafızam zayıftır, dedi. Buna karşılık: sana bal ile badem yediririm düzelirsin, cevabını verdi. Bununla da mazeretini kabul ettiremeyince; benim kadınlar taifesine fazla meylim vardır, dedi. Halife; ben sana çok maaş veririm, onunla cariyeler satın alırsın, dedi.

Bu şekilde ne dedi ise kendini kadılık makamına nasbedilmekten kurtaramayınca, Şeriat nazarında yakın uzak, küçük büyük ayırd etmem, herkese eşit bir şekilde Şeriatın hükümlerini tatbik ederim, deyince halife; ben de olsam, başkası üzerine üstün tutma, deyince kaçınılmaz bir şekilde kadılık görevini kabul etti. Fakat vazifeye başladıktan bir müddet sonra halifenin kölelerinden biri bir gün bir dâva dolayısıyla kadının karşısına gelip diğerlerinden öne geçmek isteyince kadı Şerik buna rıza göstermeyip, ikiniz de şeriat nazarında birsiniz, dedi. Bunun üzerine halife Şerîki bu görevden uzaklaştırdı.

XI-Hapsedilmesi ve Vefatı:

Şerik’in azledilmesinden sonra halife Mansur tekrar İmam Âzam’ı huzuruna çağırdı, ve kadı olmasını teklif etti. Fakat İmam Âzam yine bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine halife Mansur kızarak İmam Âzam’ı hapsedeceğine ve döğdüreceğine yemin etti. Ve memurlarına emir verip her gün on kamçı vurdurdu.

Birkaç gün bu şekilde döğülüp hapsedildikten sonra İmam Âzam Hazretleri şiddetli acı çekerek ağlamaya başladı ve aradan çok zaman geçmeden “Allah selâm evine çağırır” davetini kabul ederek Allah’ın rahmetine kavuştu. Bâzıları dövmekten, bâzıları zehirlenmekten vefat ettiğini söylemektedirler. Bu iki rivayeti birleştirmek de mümkündür. Zindanda her gün on kamçı vurup sonra zehir içirdiler.

Bazıları da şöyle demişlerdir. İmam’ı halife’nin huzuruna götürüp kadılık teklifi yapılınca kabul etmedi ve bunun üzerine şerbetine zehir koydurup kendisine içirdiler. İmam Âzam Hazretleri zehrin tesirini hissettikçe Mansur’un meclisinden kalkıp gitti. Mansur; nereye gidiyorsun? diye sorunca; gönderdiğin yere gidiyorum, cevabını verip yine kendisini zindana götürdüler. Zehir bütün azalarına sirayet ettikten sonra onu hapse indirdiler ve bırakıp gittiler. İmam’ın ciğeri zehrin tesirinden parça parça olup ölümü hissettikçe secdeye kapanıp secdede iken ruhunu teslim etmiştir. Allah kendisine gani gani rahmet eylesin ve açtığı çığırı kıyamete dek devam ettirsin. Ve-fatlarında yaşı 70’i bulmuştu. Hicri 150 senesinde Allah’ın rahmetine kavuşmuştur.1[1]

Giriş

Başlangıçsız her şeyin evveli, nihayetsiz her şeyin sonu; Kadim, Kerim, fazilet ve cömertlik sahibi, varlığı kendinden olan Allah Teâlâ’ya sonsuz hamd ve senalar olsun. Yüce Allah, kemal sıfatlarından olan Cemal ve Celâl sıfatları ile vasıflanmıştır. Allah Teâlâ, noksan sıfatlardan, yaratılmış olmaktan, zevale uğramaktan beridir.

Kıyâmete dek salat ve selâm, rahmet Nebisi, Ümmet’in şefaatçisi halkın aynasında Hakk’ın kâinattaki tecellilerinin en mükemmeli olan Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellem’e, O’nun hoş ve temiz olan sahabîlerine, O’na uyanlara, O’nun yolundan giden müminlere olsun.

Allah Teâlâ’ya, hamd, Hz. Peygamber’e salât ve selâmdan sonra yaratıcı Rabbine en çok muhtaç olan Ali b. Sultan Muhammed el-Kari “Allah hem kendisine hem de ana babasına lütuf ve gizli keremiyle muamele etsin”

Kitap “Fikh Ekber Serh” hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites