Fıkhu’s-Sünne Seyyid Sâbık

FIKHU SUNNE
  • Kitap başlığı:
 Fikhu Sunne
  • Yazar:
sayyid sabiq
  • Kitap Sayısı
1760
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

fikhu sunne – Kitap örneği


6- BÖLÜM.

 

İTİKAF

 

6.1- Mânası

İ’tikâf; hayır olsun şer olsun, bir şeyi lüzumlu sayarak, nefsi o şey üzerine hapsetmek demektir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“İbadet yapmakta olduğunuz ve saygıyla eğildiğiniz (i’tikâf ettiği­niz: ‘âkifûn) bu heykeller nedir?” [1] Bahis mevzu etti­ğimiz i’tikâftan maksat ise, Allah’a yaklaşmak niyetiyle mescitte kalmaktır.

 

6.2- Meşru Olusu

Alimler i’tikâfın meşru olduğu üzerinde icmâ etmişlerdir. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem her Ramazanda on gün î’tikâfa girerdi. Vefat edeceği yıl gelince yirmi gün İ’tikafa girdi. [2] Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’în ashabı ve zevceleri de onunla beraber ve­ya ondan sonra İ’tikafa girmişlerdir. Ancak İ’tikâf her ne kadar Allah’a yaklaşmak için yapılan bir ibadet ise de, fazileti hakkında sa­hih bir hadis varid olmamıştır. Ebû Dâvûd demiştir ki: “Ahmed’e ‘i’tikâfın fazileti hakkında birşey biliyor musun?’ diye sor­dum, o da ‘hayır, ancak zayıf rivayetler biliyorum,’ demiştir.”

 

6.3- İ’tikâfın Kısımları

İ’tikâf sünnet ve vacip olmak üzere ikiye ayrılır.

Sünnet olanı, müslüanın Allah’a yaklaşmak, sevap istemek ve Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymak niyetiyle nafile oİarak yaptığı i’tikâftır. Bu tür i’tikâfı daha önce geçtiği gibi Ramazan’ın son on gününde yapar.

Bir de vacip olan i’tikâf vardır ki, kişinin kendi nefsine i’tikâfi gerekli kılmasıyla meydana gelir. Bu da. ya mutlak nezir (adak) ile olur. Meselâ «Allah için bana i’tikâf yapmak borç olsun» der. Veya muallâk nezirle olur. Meselâ; “Eğer hastalığım iyüeşirse ‘itkâf ya­pacağım”, der. Sahih-î Buhâri’de geçtiği üzere Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’a itaat etmeyi adayan kimse ona itaat etsin.” Ömer (r.a.), bu hadis hakkında şöyle demiş­tir: “Nebi aleyhisselâm’a “Yâ Rasûlallah, ben Mescid-i Harâm’da bir gece i’tikâf etmeyi adadım.” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah sal­lallahu aleyhi ve sellem; “Öyleyse adağını yerine getir,” buvurdular.”

 

6.4- İ’tlkâf’ın Zamanı

Vacip olan i’tikâf, adayının adadığı günler sayısınca edâ edi­lir. Bir gün veya daha çok i’tikâfi adamışsa adağına uyması vacip­tir. Müstehab olan i’tikâf için, mahdud bir vakit yoktur. Az olsun, çok olsun i’tikâf niyeti ile mescidde durmakla müstehab olan i’tikâf tahakkuk eder. Mescidde kaldığı sürece kendisine sevap yazılır. Mescidden çıktığı zaman, eğer i’tikâf yapacaksa tekrar döndüğün­de niyet eder. Ya’lâ bin Umeyye (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir:

“Mescidde kaldığım müddet zarfında, i’tikâf’dan başka bir şey için kalmam.» ‘Atâ demiştir ki; «Mescid’de kalma işlemi devam et­tiği müddetçe, bu i’tikâf sayılır. Eğer Allah’tan hayır umarak mes­cidde oturursa i’tikâf yapmış demektir. Şayet böyle bir gayesi yok­sa, i’tikâf yapmış sayılmaz.”

İ’tikafa giren, niyet ettiği müddeti doldurmadan, dilediği za­man müstehab olan i’tikâfi kesebilir. Âişe (r.a.)’den rivayet olun­duğuna göre; Nebi aleyhisselam İ’tikâfa girmek istediği zaman, sa­bah namazını kılar sonra i’tikâf mahalline girerdi. Aîşe (r.a.) diyor ki: “Bir defasında Rasûlüllah, Ramazan’ın son on gününde İ’tikafa girmek istedi de çadırının kurulmasını emretti ve çadır kuruldu. Ben de bunu görünce çadırımın kurulmasını istedim ve çadırım ku­ruldu. Rasûlüllah’ın diğer harvnları da çadırlarının kurulmasını istediler ve onların da çadırları kuruldu. Rasûlüllah sabah namazı­nı kıldıktan sonra bir de baktı ki mescid, çadırlarla dolmuş. Bunun üzerine ‘Bu nedir? Bu şekilde mi tâat yapmak istiyorsunuz?’ dedi ve kendi çadırının kaldırılmasını emretti. Tâ Şevvâl’in İlk on günün­de ‘itikâfa girinceye kadar, Ramazan’da i’tikâftan vazgeçti.”

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarına çadırla­rını kaldırmalarını emretmesi ve kendisinin nîyyet ettikten sonra i’tikâfı terk etmesi, başlanmış i’tikâfı kesmenin caiz olduğuna delîldir. Erkeğin, izni olmadan İ’tikâfa giren karısını, i’tikâfdan men etme hakkı vardır. Alimlerin tümü bu görüştedir. Eğer kocası izin verdikten sonra kadın i’tikfa girerse, daha sonra, ona mâni olup olamayacağı konusunda ise ihtilaf vardır. Şafiî, Ahmed ve Davud’a göre İ’tikâfa girmiş izinli kadına, kocası mâni olabilir ve onu nafi­le i’tikâftan çıkarabilir.

 

6.5- İ’tikâfın Şartı

İ’tikâfa girenin, müslüman ve mümeyyiz olup, cünûplükten, hayız ve nifastan temiz olması gerekir. Kâfirin, mümeyyiz olmayan çocuğun ve cünûplükle hayız ve nifastan temiz olmayanların i’tikâfı sahih değildir.

 

6.6- İ’tikâf’ın Rüknü

İ’tikâfın hakikati, Allah’a yaklaşmak niyetiyle mescidde kal­maktır. Eğer mescidde kalınmaz veya tâat niyetiyle İ’tikafa giril­mezse İ’tikafa başlanılmış olmaz.

Niyetin vacip olmasına gelince Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Onlar ancak dini Allah’a halis kılarak ibadet etmekle emrolundular.” [3] Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellemde de şöyle buyurmuştur:

“Âmeller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır.”

İ’tikâfın mescidde olmasına gelince, bu konuda Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mescidlerde İ’tikafh iken kadınlara yaklaşma­yın.” [4] Bu ayetten şöyle delil getirilebilir: Eğer mescidlerin dışında i’tikâf sahih olsaydı, kadınlara yaklaşmanın haram oluşu, mescidlerde yapılan İ’tikafa mahsus kılınmazdı. Çünkü mü­başeret itikâfa zıttır. Bundan anlaşılıyor ki, i’tikâf ancak mescid­lerde olur.

 

6.7- İ’tikâfın Caiz Olduğu Mescidler Hakkında Fakihlerin Görüşleri

İ’tikâfın sahih olduğu mescidler hakkında fakihler ihtilaf et­mişlerdir. Ebû Hanîfe, Ahmed. İshak ve Ebû Sevr; “Beş vakit na­mazın kılındığı ve cemaatin oluştuğu her mescidde i’tikâf sahihtir” demişlerdir.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seüem den rivayet edilen hadî­se göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellern şöyle buyurmuştur:

“İmamı ve müezzini olan her mescidde İ’tikâf sahihtir.” [5]

Mâlik, Şafiî ve Dâvûd her mescid’de İ’tikafa girilebileceği görü­şüne vararak ebazı mescidlerde olabileceğine dair açık bir rivayet yoktur.” demişlerdir. Şâfiiler ise; “Efdâl olan i’tikâf in büyük mes­cidlerde olmasıdır, çünkü Rasûlüllah büyük mescidde İ’tikafa gir­miş olup, büyük caminin cemaati de çok olur” demişlerdir.

İ’tikâf vaktinde cum’a namazı araya girdiği zaman, cum’ayı kaçırmamak için cum’a kılınmayan camide İ’tikafa girilemez. Eğer minarenin kapısı mescide veya mescidin arkasındaki son cemaat mahalline açılıyorsa, İ’tikafa giren minare’den ezan okuyabilir ve mescidin üstüne çıkabilir. Çünkü bütün bunlar mescidden sayılır. Eğer minarenin kapısı mescidin dışına açılıyorsa ve kasden mesci­din dışına çıkmışsa, i’tikâfi bâtıl olur.

Hanefî ve Şâfiîlerle Ahmed’den bir rivayete göre; mescidin av­lusu, mescidden sayılır.           İmam Mâlik ve Ahmed’den başka bir riva­yete göre ise mescidden sayılmaz. Bu durumda İ’tikafa girenin, mes­cidin avlusuna çıkması caiz değildir. Cumhur ulemaya göre kadının, evinin mescidinde İ’tikafa girmesi sahih değildir. Çünkü evdeki na­maz kılınan yere mescid ismi verilmez. İ’tikâfa girenin alışveriş yapması caiz olup bu konuda bir ihtilaf yoktur. Rasûlüllah sallalla­hu aleyhi ve sellem’in hanımlarının Mescid-i Nebevi’de İ’tikafa gir­dikleri sahih olarak vâki olmuştur.

 

6.8- İ’tikâfa Girenin Oruç Tutması

İ’tikâfa giren oruç tutarsa iyi yapmış olur. Şayet tutmazsa, kendisine birşey gerekmez. Buhâri’nin Ibn Ömer (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) şöyle demiştir: ‘Nebî aleyhisselâm’a; “Ya Rasûlüllah, câhiliyet döneminde Mescid-i Haram’da bir gece İ’tikafa girmeyi adamıştım,” dedim. Rasûlüllah; “Adağını yerine getir,» buyurdu.’ Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Adağını yerine getir”, emri; i’tikâfın sıhhati İçin, orucun şart olmadığını gösterir. Çünkü gece oruç tutmak meşru değildir.

Sa’îd bin Mansûr’un Ebû Sehl’den rivayetine göre Ebû Sehl şöyle demiştir: “Hanımlarımdan birisinin i’tikâf borcu vardı. Ömer bin Abdülaziz’e bu konuyu sordum, o da; “Oruç tutması gerekmez, ancak kendiliğinden oruç tutarsa o müstesnadır” dedi. Bunun üzerine Zühri “Oruçsuz İ’tikâf olmaz,” dedi. Ömer bin Abdülaziz ken­disine “Bunu Nebi aleyhisselâm’dan mı duydun?” dedi. “Hayır.” diye cevap verdi. “Ebû Bekir’den mi duydun?”. “Hayır.” dedi. “Ömer’den mi duydun?” “Hayır.” dedi. “Zannediyorum Osman’dan duydun?” diye sordu. Yine “Hayır.” dedi. Bunun üzerine yanından ayrıldım. ‘Atâ ve Tâvûs’la karşılaştım. Durumu onlara sordum’ Tâvûs şöyle dedi: “Filan kişinin görüşüne göre i’tikâf yapana oruç tutmak gerekmez, ancak kendiliğinden tutarsa o müstesnadır.” ‘Atâ da aynı şekilde; “İ’tikâflıya oruç yoktur, kendiliğinden tutarsa müs­tesna”, demiştir.

Hattabi: “İnsanlar bu konuda ihtilaf ettiler,” demiştir. Hasan Basrî, “Oruçsuz İ’tikafa girerse kifayet eder,” demiş, Şafiî de bu gö­rüşü benimsemiştir. Alî ve İbn Mesûd’dan şöyle dedikleri rivayet olunmuştur: “Dilerse tutar, dilerse tutmaz.” Evzâ’î ve Mâlik “Oruç­suz i’tikâf yoktur,” demişlerdir. Bu görüş rey ehlinin mezhebidir. Yine bu görüş İbn Ömer, İbn Abbas ve Âişe’den rivayet olunmuştur. Sa’îd bin Müseyyeb, ‘Urve bin Zübeyr ve Zührî de aynı şeyi söyle­mişlerdir.

 

6.9- İ’tikâfa Girenin, İ’tikâfa Girme ve Çıkma Zamanı

Daha önce geçtiğine göre, mendup olan itikâf için belli bir za­man yoktur. İ’tikâf eden, mescide girer ve Allah’a yaklaşmak niyyetiyle mescidde kaldığı sürece, çıkıncaya kadar itikâf yapmış olur. Eğer Ramazan’m son on gününde İ’tikafa niyet ederse güneş bat­madan önce i’tikâf yerine girer.

Buhâri’nin Ebû Sa’îd’den rivayetine göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim benimle beraber İ’tikafa girerse son on günde İ’tikâfa girsin.” Hadiste geçen “On” ifadesi ge­celer için kullanılmış olup, yirminci veya yirmibirinci gece İ’tikafa girilir.

Rivayet olunduğuna göre Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem İ’tikafa girmek istediği zaman, sabah namazını kılar sonra i’tikâf yerine girerdi. Bunun mânası “Rasûlüllah mescidde i’tikâf için ha­zırlamış olduğu yere girerdi” demektir. Rasûlüllah’m i’tikâf için mescide girmesinin vakti ise, gecenin evvelinden başlardı. Bir kim­se Ramazan’m son on günü İ’tikafa girerse, Ebû Hanîfe ve Şafiî’ye göre ayın son günü güneş battıktan sonra çıkar. Mâlik ve Ahmed’e göre. güneş battıktan sonra çıkarsa kifayet eder, fakat bayram na­mazına çıkıncaya kadar mescidde kalması müstehabdır.

Esrem’in Ebû Eyûb’den, onun da Ebû Kılâbe’den rivayet etti­ğine göre; bu zat Ramazan bayramı gecesi mescidde gecelerdi. Son­ra, bayrama çıkar gibi sabah erkenden çıkardı. î’tikâfı esnasında ona oturmak için hasır veya seccade verilmezdi. Cemaattan birisi gibi otururdu. Bayram günü ona geldim. Odasında müzeni kabile­sinden Cüveyriye vardı. Ben onu kızlarından biri sandım. Meğerse cariyesi idî ve onu azad etmişti. Bayramda olduğu gibi sabahleyin çıktı. İbrahim şüyle demiştir: “Ramazan’ın son on gününde İ’tikâf edenler mescidde bayram gecesini geçirmeyi severlerdi. Sonra sa­bah mescide namaz kılmaya çıkarlardı.”

Bir kimse bir gün veya belirli birkaç gün i’tikâf yapmayı adar­ca veya nafile İ’tikâf yapmak isterse fecrin doğması tam belli olma­dan İ’tikafa girer. Güneşin yuvarlağı tamamen kaybolunca da i’ti-Tcâftan çıkar, ister Ramazan’da, ister diğer günlerde olsun durum aynıdır.

Kim bir gece veya belirli birkaç gece İ’tikâfa niyet eder veya nafile yapmak isterse, güneşin yuvarlağının tamamen kaybolması tamamlanmadan önce İ’tikafa girer, fecrin doğması tam belli olun­ca da çıkar. îbn Hazm şöyle demiştir: “Çünkü gecenin başlangıcı, güneşin batmasının bıraktığı izle başlayıp, fecrin doğusuyla sona erer. Günün başlangıcı, fecrin doğusuyla, sona ermesi ise güneşin batması iledir. Eğer bir aylık i’tikâf yapmayı adar veya nafile yap­mak isterse, ayın ilk gecesinden itibaren başlar. Güneş yuvarlağı­nın batması tamamlanmadan önce İ’tikafa girmiş olur. Ramazan olsun, diğer günler olsun, ayın son günü güneş tamamen batınca i’tikâftan çıkar.

 

6.10- İ’tikâfa Giren İçin Müstehab Olan ve Mekruh Olan Şeyler

İ’tikâfa giren kimsenin, nafile ibadetleri çoğaltması, namaz kıl­ması, Kur’ân okuması, teşbih, tahmid, tehlil ve tekbir getirmesi, is­tiğfar, salâvât ve dua ile, Allah’a yaklaştıracak ve kişiyi yaradanına bağlayacak benzeri şeylerle meşgul olması müstehabdir. İlim öğ­renmek, tefsir ve hadis kitaplarını müzakere etmek, nebilerin ve salih kimselerin hayatlarım okumak, diğer fıkhı ve dinî kitapları okumak da bu kısma girer. İ’tikâfa girenin Nebî aleyhisselâm’a uy­mak için mescidin avlusunda bir çadır kurması da müstehabdır. Kendisini ilgilendirmeyen boş söz ve işlerle nefsini meşgul etmesi mekruhtur.

Tirmizi ve İbn Mâce’nîn Ebû Busr (r.a.)’dan rivayet ettiklerine göre Nebi aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Kişinin, kendisini İl­gilendirmeyen şeyleri terketmesl, müslümanlığının güzel olmasın­dandır.”

Allah’a daha yakın olurum zannıyla hiç konuşmaması mekruh­tur. Buhari, Ebü Dâvûd ve tbn Mâce’nin ibn Abbas (r.a.)’dan riva­yet ettiklerine göre ibn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlüllah hutbe okurken bir adamın ayakta durduğunu gördük. Kim oldu­ğunu sorunca; ‘Ebû israil’dir, ayakta durup, oturmamayı, konuş­mamayı ve oruç tutmayı adadı’, dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ona söyleyin, konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın.” Ebû Davud’un, Alî (r.a.)’dan ri­vayet ettiğine göre Rasûlüllah şöyle buyurdu:

“Akıl baliğ olduktan sonra babası ölen yetim sayılmaz. Bir gün, hiç konuşmadan gece­ye kadar susmak ta yoktur.”

 

6.11- İ’tikâfa Giren Kimse İçin Mubah Olan Şeyler

 İ’tikâfa girene aşağıdakiler mubahtır:

1- Hanımını evine götürmek için i’tikâf yerinden çıkmak:

Safiyye (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlüllah i’tikâfta iken gecele­yin onu ziyaret etmeye geldim. Onunla bir müddet konuştuktan sonra kalktım. O da beni evime götürmek üzere kalktı.” [6] Yolda iki adama rastladı. Bu adamlar. Nebi aleyhisselâm’ı görünce hızlı yürümeye başladılar. Bunu gören Rasûlüllah; “Acele etmeyiniz. Yanımdaki kadın Safiyye binti Huyeyyin’dir.” dedi. Adamlar; “Sübhânallah! Ey Allah’ın Rasûlü” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah “Şeytan insan­da kan gibi yürür. Bunun için kalbinize bir şey (yahut bir şer) at­masından korktum,” buyurdular.” [7]

2- Saçları taramak, bası traş etmek, tırnaklan kısaltmak, vücu­du pislik ve kirden temizlemek, en güzel elbise giymek ve koku sürün­mek:

Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlüllah mescidde i’tikâfta iken başını hücreme sokar ve eğerdi, ben de hayye olduğum halde saçını tarardım.” [8]

3- Mutlaka gereken bir ihtiyaç için i’tikâftan çıkmak:

Âişe (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlüllah i’tikâflı iken başını bana uzatır, ben de saçım tarardım. Rasûlüllah i’tikâfta iken odama gir­mezdi. Yalnız (abdest bozmak gibi beşeri) bir ihtiyaç için girerdi.” [9]

İbn’üI-Münzir şöyle demiştir: “İtikâfa girenin büyük ve küçük abdest için i’tikâf yerinden çıkabileceğine dair âlimlerin icmâl var­dır. Çünkü bu gerekli bir şey olup, mescidde yapılması mümkün de­ğildir. Yemek ve içmek ihtiyacı da bu mânaya gelir. Eğer kendisine yiyecek ve içecek getiren yoksa, dışan çıkması caizdir. Midesi bulandığı zaman da mescidin dışına çıkabilir. Her gerekli olan ve mes­cidde yapılması mümkün olmayan şey için dışarıya çıkması caiz­dir. Başka bir şeyle i’tikâfını İptal etmediği müddetçe sadece bun­larla i’tikafı bozulmaz. Cünûplükten yıkanmak, beden ve elbiseyi pis­liklerden temizlemek için mescidden çıkması da aynıdır.”

Sa’id bin Mansûr’un rivayet ettiğine göre; Alî bin Ebî Talib (r.a) şöyle demiştir: “Kişi İ’tikafa girdiği zaman cum’a ve cenaze na­mazlarında hazır bulunsun, hasta ziyaret etsin, bir ihtiyacını söyle­mek için ayakta olarak ailesine gitsin.” Ali (r.a.) kızkardeşine bir hizmetçi satın alması için kizkardeşinin oğluna yediyüz dirhem yardımda bulundu. Kızkardeşinin oğlu ise ‘ben İtikatlıyım’ dedi. Bu­nun üzerine ‘Çakıya çıkıp hizmetçi satın alsan i’tikâfma ne zarar olur ki?’ dedi.”

Katâde’den rivayet olunduğuna göre; İ’tikafa girenin, oturma­dan cenazenin arkasından gitmesine ve hasta ziyaret etmesine ruh­sat vermiştir.

İbrahim Nehâ’î demiştir ki: “İ’tikâfa girene bu özelliklerin şart koşulmasını müstehab görmüşlerdir. Şart koşulmasa bile hastayı ziyaret etmek hakkı vardır. İ’tikâf eden gölgeliğe çıkamaz. Cum’aya gelir. Cenazede hazır bulunur. Bîr ihtiyaç için çıkabilir”. Yine o; “İ’tikâf eden, ihtiyaç olmadan sofaya çıkamaz.” demiştir.

Hattabî şöyle demiştir: “Bir grup âlim İ’tikafa girenin cum’ada bulunması, hasta ziyaret etmesi ve cenazede bulunmasını caiz. görmüşlerdir. Bu görüş Alî (r.a.)’dan rivayet edilmiş olup, Sa’îd bin Cübeyr, Hasan Basri ve Nehâ’î’nin görüşüdür.

Ebû Davud’un Aişe (r.a.)’dan rivayet ettiğine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, i’tikâflı iken hastanın yanına gittiği za­man ona birşey sormak için eğilmez, bulunduğu hâl üzere dururdu. Hz. Aişe’den rivayet edilen “İ’tikâfliya sünnet olan hastayı ziyaret etmemektir.” sözünün mânası; onu ziyaret  maksadıyla i’tikâftan vazgeçip çıkmamak anlamındadır. Yoksa i’tikâf’nin hastanın umna uğrayıp eğilmeden birşey sormasında bir engel yoktur.

4- İ’tikâfa girenin yemesi, içmesi ve meicidde uyuması caizdir:

Yalnız temizliğe ve kendini korumaya dikkat etmesi gerekir. Mescidde nikâh akdi, alışveriş ve benzeri akidler yapabilir.

 

6.12- İ’tikâfi Bozan Şeyler

Aşağıdakılerden herhangi birisiyle i’tikâf bâtıl olur.

1- Az bile olsa ihtiyaç olmadan kasden mescidden çıkmak: Bu durumda i’tikâfın rükünlerinden birisi olan, “Mescidde dur­ma” rüknünü kaçırmış olur.

2- Mürted olmak: Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Eğer şirk koşarsanız âme­liniz boşa gider.” [10]

3, 4, 5- Delilik veya sarhoşlukla aklın   gitmesi, hayız ve nifas: Bu durumlarda temyiz kabiliyeti yok olduğu ve temizlik bulun­madığı için i’tikâf batıl olur.

6- Cinsi münasebette bulunmak: Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Mescidlerde i’tikâflı İken ha­nımlarınıza yaklaşmayın. Bu Allah’ın hudududur. Bu hududu aşma­yın.” [11] Ancak şehvetsiz dokunmakta bir beis yoktur. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve selIem ihramda iken hanımlarından birisi saçlarını tarardı, öpme ve şehvetle dokunmaya gelince; bu konuda Ebû Hanife ve Ahmed, “Günahkâr olur” Çünkü üzerine ha­ram olan bir şeyi yapmış sayılır, ancak inzal olmadan i’tikafı bozul­maz.” demişlerdir, imam Mâlik: “İ’tikâfı bozulur. Çünkü haram olan mübaşerette bulunmuştur. înzal vâkî olunca, bozulması gibi bunda da bozulur.” demiştir. Şafiî’den bu konuda, iki ayrı mezhep gibi iki ayn rivayet yardır: İbn Rüşd şöyle demiştir: “İhtilaflarının sebebi, hakikatle mecaz arasında müşterek olan ismin, umumî olup olmaması konusundadır. Buradaki mübaşeret müşterek ismin çe­şitlerinden birisidir. Bu müşterek isim için umumilik olduğunu söyleyenlere göre; “Mescidlerde İ’tikâfh iken hanımlarınıza mübaşeret etmeyin,” ayetindeki “Mübaşeret” cimâya ve daha düşüğüne itlak olunur. Bu ismi umumî manaya almayanlar -ki bunlar çoğunluk­tadır- “Ya cimâya delâlet eder veya cimâdan daha düşüğüne delâ­let eder,” demişlerdir. “Bu isim, icmâ ile cimâya delâlet eder” dedi­ğimiz zaman, cimânın dışındakilere delâlet etmesi batıl olmuş olur. Çünkü bir isim, hem hakikate hem de mecaza beraberce delâlet et­mez. Meni çıkarmayı, cima yerine koyanlar, inzali cima manasına almışlardır. Bunun tersini söyleyenler ise, inzâl’e, cima ismini ha­kikat olarak ıtlak etmezler.

 

6.13- Î’tikâfın Kazası

Bir kimse nafile İ’tikâfa başlayıp, daha sonra İ’tikâfını keserse, kaza etmesi müstehab olur. Bazıları “Vacip olur” demiştir.

Tirmizî, “İ’tikafa girenin, niyet ettiği zamanı tamamlamadan önce, i’tikâfı kestiği zaman kaza etmesi vacipdir.” diyerek; “Nebi aleyhisselâm’in Ramazan’da i’tikâftan çıkarak sonra Şevval ayında on gün İ’tikafa girdiği” hadisini delil getirmiştir.

Şafii şöyle demiştir: “Eğer itikâf adamayıp, i’tikâfı kendi nef­sine gerekli kılmazsa, nafile olarak girdiği i’tikâfından çıktığı tak­dirde üzerine kaza gerekmez. Ancak kendi İsteğiyle kaza etmeyi is­terse o müstesnadır.” Şafiî devamla; “Her hangi bir i’tikâf ki, ona girmemek hakkın vardır, Öyleyse ondan çıktığın zaman da hacc ve umre dışında kaza etmen gerekmez” demiştir.

Birgün veya birkaç gün î’tikâf adayan kimsenin, başladığı i’ti­kâfı bozması halinde, gücü yettiği zaman kaza etmesi, imamların ittifakıyla vacip olur. Eğer kaza etmeden önce Ölürse, onun adma başkası bu i’tikâfı kaza edemez.

Ahmed’den rivayet olunduğuna göre; “Velîsinin onun adına ka­za etmesi vacip olur.” demiştir. Abdürrezzak’m Abdülkerim bin Ümeyye’den işittiğime göre o şöyle demiştir: “Annem, üzerinde İ’ti­kâf borcu olduğu halde öldü. Bu konuyu İbn Abbas’a sordum. “O da bana; “Annen adma i’tikâf yap ve oruç tut,” dedi.”

Saîd bin Mansûr’un rivayetine göre; “Âişe (r.a.) ölen kardeşi adına İ’tikafa girmiştir”

 

6.14- İ’tikâfa Girenin Mescidde Bir Yer Edinmesi ve O Yerde Çadır Kurması

İbn Mâce’nin îbn Ömer (r.a.)den rivayet ettiğine göre; “Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan’ın son on gününde İ’tikafa girerdi.” Nâfi’ demiştir ki: “Abdullah bin Ömer, Rasülüllah’ın İ’tikafa girdiği yeri bana gösterdi.”

Yine îbn Ömer (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre Rasûlüllab. sallallahu aleyhi ve sellem İ’tikafa girmek istediği zaman, tevbe sü­tununun arkasında kendisi için bir döşek serilir, yahut bir minder konulurdu.

Ebû Sa’td el-Hudri (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem. kapısında bir hasır parçası asılı ol­duğu halde, Terkiye Kubbesinde İ’tikafa girmiştir.

 

6.15- Muayyen Bir Mescidde İ’tikâf Adamak

Bir kimse Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi veya Mescid-i Aksâ’da i’tikâfı adaşa, bizzat adadığı mescidde İ’tikafa girmesi gere­kir.

RasûlüIIah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“An­cak üç mescid için yolculuğa çıkılır, Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim mescidim.” Bu mescidlerin dışında İ’tikafa girmeyi ada­yan kimsenin adadığı mescidde İ’tikafa girmesi vacip değildir. Çün­kü Allah-u Teâlâ, kendisine ibadet edilmek için muayyen bir mekan kılınamıştır ve bu üç mescid dışında diğer mescidlerin birbirlerine üstünlüğü yoktur.

Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan rivayete göre; O şöyle buyurmuştur:

“Mescidimde kılınan bir namaz, Mes­cid-i Haram duşndaki diğer mescidlerde kılınan bin namazdan da­ha efdaldir.”

Mescid-i Nebevî’de i’tikâf adayan kimsenin Mescid-i Haram’da İ’tikafa girmesi caizdir. Çünkü Mescid-i Haram Mescidi Nebevi’dert daha efdaldir.


[1] Enbiyâ: 21/52.

[2] Buharı, Ebû Dâvûd, İbn Mâce.

[3] Beyyine: 93/5.

[4] Bakara: 2/187.

[5] Dârekutnî. Bu hadis mürsel ve zayıf olup bununla delil getirilemez.

[6] Safiyye (r.a.) üsâme bin Zeyd’İn evinde ikamet ediyordu.

[7] Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd.

[8] Müslim, Ebû Dâvûd.

[9] Buhari, Müslim.

[10] Zümer: 39/65.

[11] Bakara: 2/187.

Fikhu Sunne” kitap hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites