Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati
  • Kitap başlığı:
 Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati
  • Yazar:
Ahmed Akgündüz
  • Kitap Sayısı
1028
  • Dil:
Türkçe
  • Görünümleri:
  • İndirme Sayısı:
9 Downloads
  • PDF Doğrudan  
İndirme için tıklayın
  • Satın al  
Kağıt Kapak için

Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati

MUKAYESELİ İSLAM VE OSMANLI HUKUKU KÜLLİYATI

Prof. Dr. Halil CİN

Mukayeseli İSLAM VE OSMANLI HUKUKU KÜLLiYATI” isimli eser, bir giriş ve altı kitaptan meydana gelmiştir. Muhtevası ile ilgili bilgi vermeden şunu belirteyim ki, sözkonusu eser, lslam ve Osmanlı Hukuku ile ilgili kanunlaştırma hareketleri sonucu ortaya çıkan hukuki düzenlemeleri ve benzeri faaliyetleri derleyerek, adı geçen hukuki düzenlemelerle alakalı derli toplu ve kanun maddeleri tarzında mukayeseli bilgi sunmak ve konu ile ilgili mevzuatı yansıtmak amacını taşımaktadır.

Özellikle modern hukukçunun lslam ve Osmanlı hukukunun hükümlerini öğrenme merakını tatmin etmek, eserin birinci özelliği olsa gerektir. Her yönüyle takdire şayan olan bu eserin muhteviyatını şöylece özetlemek mümkündür.

ÖNSÖZ – MUKAYESELİ İSLAM VE OSMANLI HUKUKU KÜLLİYATI

Türk hukuk tarihini gerek ilmi bakımdan tetkiki gerekse ders olarak okutulabilmesi için, lslam hukukunu bilmek ve araştırmak bir zarurettir. lslamiyetten sonra kurulan müslüman Türk devletlerinin hukuk sistemi lslam hukukudur, dersek, hatalı bir hüküm verdiğimizi kimse söyleyemez. Gerçekten, Türkler müslüman olmadan önce göçebe hayatı yaşarken, müslüman olduktan sonra lslam hukukunun gerçek sahibi olmuşlar ve bu konuda tarihin seyrine uygun olarak, ölmez eserler vermişlerdir.

ilk Müslüman Türk Devleti olan Kerahanlılar’ın kısa bir zaman içerisinde ls!am Hukukuna intibakları ve iiçyüze varan lslam hukukçusu yetiştirmeleri, hatta onların lslam hukuku ile ilgili eserlerinin üçyüz elliden faz/ a oluşu çok dikkat çekicidir. Fetavay-ı Tatarlıaniye «XIV.Yüzyıl» ve Fetavay-ı Hindiye

«XVI. Yüzyıl» isimli meşhur lslam hukuku kodları Türk hükümdarlarının teşvik ve tavsiyesiyle hazırlanmıştır. En uzun ömürlü Türk-lslam devleti olan Osmanlı Devlet-i Aliyyesi de, özellikle özel hukuk sahasında, lslam hukukuna dayalı ölmez eserler bırakarak tarih sahnesinden ayrılmıştır. Şanlı padişahlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman hakkında şarkiyatçı Ortalon’un söylediği şu sözler çok enteresandır: «Sultan Süleyman’ın eserleri bir sımya konulsa, en alt katta muhare­ beleri, onun üstünde bıraktığı abideler, en üstte ise kurmuy olduğu ilmi ve hukuki müesseseler gelir.»

Müslüman Türkler özel hukuk alanında tamamen lslam hukukunun hükümlerini özellikle Hanefi mezhebinin görüşlerini kendilerine kaynak olarak almışlar ve onların tabiriyle özel hukuk alanında «Şer’-i şerife» kı!ucu kadar aykırı davranmamışlardır.

Kamu hukuku dalında ise, usul, devletler umumi ve ceza hukukunu ilgilendiren konularda yine şer’-i şerifin emirlerine uygun hareket etmişlerdir. Ancak özellikle ceza hukukunun tazir suç ve cezaları ve toprak rejimi konularında, yine şer’ -i şerife uygun kendi iradeleri mahsulü olan kanunnameleri vücuda getirmişler­ dir. Fatih Sultan Mehmed, Kanuni ve lif.

Ahmed Kanunname/erine örfi hukukun meyvesi gibi bakmak ancak zikrettiğimiz anlamda doğrudur. Zira lslam Hukuku, zamanın ulül-emrine, caiz olan veya şer’-i şerifçe düzenlenmeyen bazı konularda yasama yetkisi tamdığı gibi, hukukun dinamizmini sağlayan isti.1ısan, istishfıb ve örf gibi tali ve içtilıfidi hukuk kaynaklarına da yer vermiş bulunmaktadır.

lslam ve Osmanlı hukuku ile ilgili araştırmalarda kaynak bolluğu had safhada­ dır. Örneğin Karahanlı Devleti hukukçularından imam Serahsi’nin yazdığı Mebsut isimli otuz ciltlik ve dokuz bin küsur sayfalık fıkıh kitabı tarzında yüzlerce fıkıh kitapları elimizde mevcut olduğu gibi, Serkiz Karakoç’ım Külliyiit-ı Kaviinin isimli elli ciltlik eseride topladığı ve l 514-1914 tarihleri arası Osmanlıya ait otuz dokuz bin hukuki belgeyi ihtiva edeıı arşiv malzemesi de mevcudun ancak onda birisidir.

 Bütün bunlara rağmen, bugün Türk ilim dünyasında, Türk hukuk tarihi ile ilgili yazılmış eserler bir elin parmaklarnıdan daha azdır. Bu azlık mazimiz hakkında bizim fazla bir şey bilmediğimizi gösterir.

Konuyla ilgili çok geniş ve ayrıntılı eski eserler bulunmasına rağmen, İslam hukukunu bugünkü modern kanunlar tarzında ve üslubunda anlatan bir eser yoktur.

-Eşya ve borçlar hukukunu ilgilendiren Mecelle’nin dahi, günümüz hukukuyla mukayesesi bile henüz yapılmamıştır.

FIKIH, ŞERİAT VE   lSLAM  HUKUKU  TABİRLERİ

İslam hukuku tabirini karşılayan terimler arasında «fıkıh» ve ,Şeri­ at» kelimeleri mevcuttur. Bunlardan hangisinin bu günkü manada, Islam Hukuku ifadesini karşıladığını tesbit için hu her iki kelime üzerinde de durmak gerekir.

Önce şeriat nedir? Onu tesbit edelim: Etimolojik olarak şeriat, açık, doğru ve düz yol, suyolu, ve cadde anlamına gelir. Teşri’de, yolu açık ve geniş yapmak, davarı su içecek suva t ‘a götürmek ve zahmetsiz su içir­ mek anlamlarına gelir. Kur’an’da üç defa (Casiye, 18, Şura, 13, Maide 48) geçen bu kelimenin terim olarak manası ise şu şekilde tesbit edilmiştir:

 Herhangi bir peygamberin Allah tarafından insanlara getirdiği hükümler. Bunlar pratikle ilgili ise bunlara fer’i ve ameli hükümler denir ve bunlar için fıkıh ilmi yazılmıştır. Eğer bu hükümler itikatla ilgili ise bunlara da itikadı ve asli hükümler denir ve bunlar için de kelam ilmi yazılmıştır.

Bu izahlardan şeriatın aslında geniş, düz ve doğru yol anlamında olduğu, terim olarak ise şeriattan, Dinin itikat ve ahlakın değişmeyen temel ilkeleri ile yine dinin her peygambere göre değişen Ameli (tatbiki) hükümleri kastedildiğini anlıyoruz. Ayrıca, şeriatın mecaz olarak, sahabe dahil bütün müctehitlerin ictihatlarına da dendiğini görüyoruz.

Kısaca şeriat, insanlardan sudur eden iradi fiilleri, bir nizam ve bir intizam altına alıp tahdit eden kaidelerin hülasasıdır. Veya mecaz olarak, devletin işlerini tanzim eden nizamların, düsturların, kanunların mecmuasıdır.

Fıkıh kelimesi ise; ilim ve anlayış anlamlarına gelir. Ayrıca kavramak, idrak etmek, akletmek de fıkhın etimolojik anlamları ar:ısındadır. Söylenen sözden, söyleyenin gaye ve maksadını anlamaya da fıkıh denmiştir. Terim olarak fıkıhın anlamı ise değişik şekillerde tanf edilmiştir.

Imam-ı A’zama göre, fıkıh, insanın hak ve vazifelerini öğrenmesi de­ mektir. Diğer bir tabirle, insanın leh ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir. Meşhur hukukçulara göre ise, fıkıh, istidlal ve ictihad yoluyla ayrı ayrı delillerinden (kaynaklarından) çıkarılan fer’i-şer’ı hükümleti bilmektir.

O halde fıkhın iki özelliği hemen gözümüze çarpmaktadır. Fıkıh, feri ve ameli hükümleri bilmektir. İkinci özelliği ictihadi hüküm1eri bilmektir. Fıkıh, şeriatın hukuki koludur. O halde modern anlamda İslam hukukunun karşılığı, fıkıhdır, şeriat değildir. Fıkhın kapsamı içinde sadece feri ve ameli (yani hukuki) hükümler yer almaktadır, ahlaki ve itikadı prensipler kapsamı dışında kalmaktadır.

lSLAM HUKUKUNUN ÖZELLİKLERİ – MUKAYESELİ İSLAM VE OSMANLI HUKUKU KÜLLİYATI

Islam hukuku (fıkıh), İslam şeriatının bir parçasıdır. Bu sebeple İs­ lam şeriatının birçok özellikleri onda da mevcuttur. Biz, İslam hukuk­ çuları tarafından zikredilen bazı özelliklerini, özetlemekle yetineceğiz.

İslam Hukukunun Menşei

Islam hukukunun menşei ve kaynağı Allah’ın irade5idir. Hukukun kaynakları Allahın kelamı, peygamberinin sünneti ve bu ikisinin kabul ettiği ictihadi kaynaklardır. Neticede hepsi de İlahi iradeye dayanmak­ tadır. Allah’ın ve Resulünün tesbit ettiği hükümler, değişmez esaslardır. Ictihadi kaynaklardan elde edilen hukuki hükümler ise, zaman, mekan, örf ve adetin değişmesiyle değişebilirler. İslam hukuku bu  nokta-i nazardan bütün beşeri kanunlardan ayrılmaktadır. Zira beşeri kanunların temel kaynağı insandır, bununki ise insanların Rabbıdır. Allahın kanu­ nu her yaratığı için ayni esası benimser. Bu sebepie, hukuki, ictimai ve siyasi eşitlik esastır. Renk, ırk ve dil ayırımı söz konusu değildir. İslam hukukunun hükümlerinin, kalblerde manevi bir nüfuzu mevcuttur. Yani meşruiyyetini kalb ve gönüllerde kabul ettirir. Bunu sağlayan, onun ilahi iradenin mahsulü oluşudur, dini vasfıdır. Bu hu:;us 1917 tarihli HAK.nin esbab-ı mucibe mazbatasında da belirtilmiştir.

Müeyyidelerinin ikili Oluşu – Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati

İslam hukukundaki hükümlerin müeyyideleri sadece maddi mü­ eyyideye münhasır değildir. Ayrıca akıllarda, kalblerde ve gönüllerde et­ kisini gösteren manevi müeyyideleri de vardır. Örneğin, bir başkasının malını telef eden şahıs, maddi müeyyide olan tazminata mahku’m edildi­ ği gibi, «başkalarının malına taarruz» haramını da işlemiş bulunmakta ve uhrevi sorumlulukla da karşı karşıya gelmektedir.

Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati

Kapsamının Genişliği

İslam hukuku, sadece fertler ve cemiyetler arasındaki hukuki münasebetleri değil, ayrıca insanlar ile Allah arasındaki kulluk münase­ betlerini de tanzim etmektedir. (Bkız. İslam hukukunun tasnifi bölümü…) Ayrıca İslam hukuku islahatçı w inkılapçıdır; yani cemiy ti bazı nok­ talarda değiştirmek, muayyen bir plana göre yeniden şekillendirmek is­ ter.

Sosyal ve ekonomik müesseseler ile bunları düzenleyen hukuk kai· delerinin zaman ve mekana göre değişmesi zaruretine karşılık (Mecelle,

Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati

Kitap “Mukayeseli Islam Ve Osmanli Hukuku Kulliyati” hakkında daha fazla bilgi edinmek için Ücretsiz pdf olarak almak için aşağıdaki indirme düğmesini tıklayın

Bozuk bağlantıyı bildirin
Siteyi Yardim Et


for websites